<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Yozgat Haber - Son Dakika Yozgat Haberleri</title>
    <link>https://www.yozgatmedya.com.tr</link>
    <description>Yozgat'ın güvenilir haber kaynağı. Son dakika Yozgat haberleri, siyaset, ekonomi, spor ve yaşam gelişmeleri burada.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.yozgatmedya.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Tüm Hakları Saklıdır. Yozgat Medya Grubu - Copyright © 2026</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 03 Jul 2026 00:20:11 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.yozgatmedya.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Vanlılara 'otlu peynir' ve 'tuzlu balık' uyarısı]]></title>
      <link>https://www.yozgatmedya.com.tr/vanlilara-otlu-peynir-ve-tuzlu-balik-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yozgatmedya.com.tr/vanlilara-otlu-peynir-ve-tuzlu-balik-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Remzi Sarıkaya, bölge halkına geleneksel lezzetler olan 'otlu peynir' ve 'tuzlu balık' üzerinden uyarılarda bulunarak, 'Tuzu azaltırsak kardiyovasküler hastalıklar azalır, böbrek hastalıkları azalır, mide hastalıkları azalır' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Remzi Sarıkaya, bölge halkına geleneksel lezzetler olan 'otlu peynir' ve 'tuzlu balık' üzerinden uyarılarda bulunarak, 'Tuzu azaltırsak kardiyovasküler hastalıklar azalır, böbrek hastalıkları azalır, mide hastalıkları azalır' dedi. </p><p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan verilere göre; 2025 yılında ölümlerin yüzde 34,7'sinin dolaşım sistemi hastalıkları nedeniyle gerçekleştiği bildirildi. Özellikle hipertansiyona bağlı kalp krizi, diyabet gibi kardiyovasküler hastalıklardan kaynaklı ölümlerin sık görüldüğü Van'da bu tür hastalıklara karşı önemli uyarılarda bulunan Başhekim Doç. Dr. Remzi Sarıkaya, sağlıklı beslenme ve hareketli yaşam çağrısı yaptı. </p><p>'Zamanında önlem almalıyız' </p><p>Dolaşım sistemi hastalıklarına ilişkin çocukluktan başlanarak bazı önlemlerin alınabileceğini belirten Başhekim Doç. Dr. Remzi Sarıkaya, 'Gelişmiş ülkelerde dolaşım sistemi hastalıkları ve kanser hastalıkları en sık ölüm nedenlerini oluşturmaktadır. Özellikle son yıllarda yaşam süresinin uzamasıyla beraber dolaşım sistemi hastalıkları çok ön plana çıkmaya başladı. Ülkemizde de TÜİK'in açıklamış olduğu verilerde şu anda en sık ölüm nedeni dolaşım sistemi hastalıkları. Dolaşım sistemi hastalıkları derken bunun içinde kardiyovasküler hastalıklar, inme, yani damarsal hastalıkların hepsini içine alan hastalıklara biz dolaşım sistemi hastalıkları diyoruz. Kardiyovasküler açıdan niye önemli? Aslında hem dünyada hem ülkemizde en sık ölüm nedeni olan kalp damar hastalıkları önlenebilir. Önlenebilir bir hastalık olması nedeniyle bizim önerilere uymamız, zamanında önlem almamız, ta çocukluktan başlayan önlemleri uygulamamız bu hastalıklara bağlı ölümleri azaltacaktır' dedi. </p><p>'Haftada en azından 150 dakika tempolu yürüyüş' </p><p>Özellikle hareketli yaşam ve tütün ürünlerinin zararlarına dikkati çeken Sarıkaya, korunma yöntemlerini şöyle anlattı: </p><p>'Özellikle 1980'lerden sonra kardiyovasküler sistem alanındaki girişimsel tedavilerin yaygınlaşmasıyla beraber aslında yaşamı uzatan en önemli nedenlerden biri bu oldu. Biz peki ne yapacağız? Bu ölüme en sık sebep olan hastalıktan korunmak için neler yapacağız? Bunun başında tabii ki öncelikle hareketli yaşam geliyor. Özellikle hareketli yaşama sahip olduğumuzda bu hareketli yaşamdan kastımız şu; haftada en azından 150 dakika tempolu yürüyüş olabilir, bisiklet sürmek gibi bir egzersiz türünü yaptığımızda biz bu kardiyovasküler sistemlerden mortalite dediğimiz yani ölümü azaltıyoruz. Hareketli yaşamın yanında obezite, sigara Sigara özellikle ülkemizde maalesef çok yaygın kullanılıyor. Sadece sigara da değil, sigara ve tütün ürünleri, elektronik sigara, nargile ve benzeri tüm bu ürünlerden kaçınmamız gerekiyor. Toplumun bunlara karşı gerçekten Sağlık Bakanlığı'nın başlatmış olduğu bu hem sağlıklı yaşam merkezlerinde hem hastanemizdeki tüm bu imkanlardan faydalanarak tütün ve tütün ürünlerinden uzak durmamız gerekiyor. Yine obezite özellikle son dönemlerde, hem dünyada hem ülkemizde ciddi bir halk sağlığı sorunu. Bu da kalp damar hastalıklarının önemli nedenlerinin başında geliyor. Yine obezite ile sağlıklı yaşam merkezlerimizde, yine hastanemizde veya kişinin kendisi diyet ve egzersizini yaparak kardiyovasküler hastalıklardan korunabilir.' </p><p>'Diyabet eşittir kalp hastalığı' </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Van ve bölge illerinde genetik faktörlerin yanı sıra diyabet ve beslenme alışkanlıklarının riskleri artırdığına vurgu yapan Başhekim Sarıkaya, 'Özellikle uygun zamanda sağlık taramalarının yapılması lazım. Özellikle genç yaşta ailede kalp hastalığı varsa yani sizin ailenizde 40 yaş altı özellikle bir bireyde kalp hastalığı varsa bunun ailevi olma riski yüksek. Bu açıdan aile bireylerinin en azından bir kere muayene olmasını öneririz. Bunların yanında yine diyabet, hipertansiyon gibi hastalıklar bu hastalıkların aslında en önemli nedeni. Mesela dünyadaki kalp krizinin en sık sebebi hipertansiyondur. Biz hipertansiyonu kontrol altına aldığımızda, uygun şekilde tedavi ettiğimizde kalp damar hastalıklarını da ciddi oranda azaltabiliriz. Diyabet eşittir kalp hastalığı. Bizim açımızdan kardiyologların çok yaygın kullandığı bir söz. Çünkü diyabet hastalarının da en sık ölüm nedeni kalp hastalığıdır. Bu kalp hastalığından korunmak için bunu azaltmak için şekeri tedavi etmemiz kontrol altında tutmamız gerekmekte. Beslenme çok önemli. Ülkemizde özellikle de yöremizde beslenme çok ciddi bir risk faktörü. Sağlıklı beslenmeyi çocukluk yaş grubundan itibaren edinmemiz gerekiyor. Bu öneriler sadece kendimiz için gibi düşünmeyelim. Bu önerileri çocuklarımıza, ailemize, etrafımızdakilere de öğretmemiz lazım. Çünkü sağlıklı yaş alma, sağlıklı yaşlanma, sağlıklı beslenme ta çocukluk yaş grubundan başlaması lazım. Sonradan bu alışkanlıkları kazanmak hem zor hem de bu risk faktörlerinin verdiği zararlar ta çocukluktan başlıyor. Beslenmeden kastım şu; özellikle Akdeniz tipi beslenmeyi biz kalp damar kardiyolog doktorları özellikle tavsiye ediyoruz. Çünkü Akdeniz tipi beslenme ve tuzu azaltılmış beslenme biçimi kalp damar hastalıklarından, dolaşım sistemi hastalıklarından bizi koruyor. Özellikle tuzlu, aşırı yağlı, karbonhidratı bol yiyeceklerden kaçınmamız lazım. Haftada en azından bir iki kere balık tüketmemiz gerekiyor. Yağlı kırmızı etten kaçınmamız gerekiyor. Hayvansal yağlardan kaçınmamız gerekiyor. Mümkünse bitkisel yağlardansa zeytinyağı tüketmemiz gerekiyor' diye konuştu. </p><p>Vanlılara 'otlu peynir' ve 'tuzlu balık' uyarısı </p><p>Bölge halkına geleneksel lezzetler olan 'otlu peynir' ve 'tuzlu balık' üzerinden uyarılarda bulunan ve tuzu azaltma çağrısı yapan Sarıkaya, şu şekilde konuştu: </p><p>'Bizim bilimsel olarak kanıtlanmış iki tip diyetimiz var. Bunun birisi Akdeniz tipi, diğeri de tuzdan azaltılmış diyet. Bu şu demek; tuzlu yiyecekler kardiyovasküler riski, kardiyovasküler hastalıkları arttırıyor. Bunu bizim şehrimize de uyguladığımızda özellikle ölçüsü tutturulamamış otlu peynir, yani tuzu fazla olan otlu peynir ve tuzlu balık risk oluşturuyor. Bunları vatandaşlarımıza tüketmeyin demiyoruz sadece diyoruz ki; bunu daha uygun şartlarda, tuzu belli bir seviyeye getirilmiş yani azaltılmış olanlardan tüketmenizi öneriyoruz. Biz otlu peynir veya tuzlu balıkla ilgili şey yaptığımızda vatandaşlarımız tepki gösterebiliyor. Onlardan ricamız uygun şekilde yapılmış, tuzu az olanları tüketmelerini istiyoruz. Bizim yöremizde çünkü hipertansiyon maalesef çok yaygın. Siz de ailenizde, büyüklerinizde bakarsanız hipertansiyon gerçekten çok yaygın. Kontrol altında değil, çoklu ilaç kullanılıyor. Çünkü diyet uyumumuz çok zayıf. İlimizde özellikle çok zayıf. Çok tuzlu tüketiyoruz. Dünya Sağlık Örgütü günlük 5 gram tuz tüketmemizi öneriyor. Bunu sadece yiyeceklerin içinde bile zaten tüketmiş oluyoruz. Ekstra bir tuz ihtiyacı yok vücudun. Bizim yöremizde yemekler de maalesef tuzlu yapılıyor. Ekmeğin içindeki tuzlar ve bunların hepsini düşündüğümüzde zaten yeteri kadar tuzu alıyoruz. Ekstra salataya tuzluk atmamalıyız. Buradan başlayabiliriz. Sofradan tuzlukları kaldırarak başlayabiliriz. Tuzu azaltırsak kardiyovasküler hastalıklar azalır, böbrek hastalıkları azalır, mide hastalıkları azalır. Çok sayıda hastalığı azaltabiliriz.' </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Van</category>
      <guid>https://www.yozgatmedya.com.tr/vanlilara-otlu-peynir-ve-tuzlu-balik-uyarisi</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 13:58:20 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yozgatmedyacomtr.teimg.com/crop/1280x720/yozgatmedya-com-tr/uploads/2026/07/agency/iha/vanlilara-otlu-peynir-ve-tuzlu-balik-uyarisi.jpg" type="image/jpeg" length="11630"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Avrupa sıcaklarla mücadele ediyor: Aşırı sıcaklardan çocukları koruma yolları]]></title>
      <link>https://www.yozgatmedya.com.tr/avrupa-sicaklarla-mucadele-ediyor-asiri-sicaklardan-cocuklari-koruma-yollari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yozgatmedya.com.tr/avrupa-sicaklarla-mucadele-ediyor-asiri-sicaklardan-cocuklari-koruma-yollari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Adem Dursun, ''Halsizlik, huzursuzluk, aşırı uyku hali, baş ağrısı, mide bulantısı, kusma ve emmeyi reddetme sıcak çarpmasının ilk belirtileri olabilir. İlerleyen süreçte yüksek ateş, bilinç değişikliği ve nöbet görülebilir. Böyle bir durumda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Adem Dursun, ''Halsizlik, huzursuzluk, aşırı uyku hali, baş ağrısı, mide bulantısı, kusma ve emmeyi reddetme sıcak çarpmasının ilk belirtileri olabilir. İlerleyen süreçte yüksek ateş, bilinç değişikliği ve nöbet görülebilir. Böyle bir durumda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır' dedi. </p><p>Avrupa genelinde etkisini artıran aşırı sıcak hava dalgaları nedeniyle birçok ülkede sağlık uyarıları yapılırken, uzmanlar özellikle çocukların yüksek sıcaklıklardan daha fazla etkilendiğine dikkat çekiyor. Liv Hospital Vadi İstanbul Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Adem Dursun, çocukların vücut ısılarını yetişkinler kadar etkili şekilde düzenleyemediklerini belirterek, sıcak havalarda alınacak basit önlemlerin ciddi sağlık sorunlarını önleyebileceğini söyledi. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>'Çocuklar küçük yetişkinler değildir' </p><p>Çocukların özellikle ilk yıllarda vücut ısılarını düzenleyen mekanizmalarının tam gelişmediğini ifade eden Dursun, şu değerlendirmede bulundu: 'Çocuklar küçük yetişkinler değildir. Aynı sıcaklık erişkinlerde yalnızca rahatsızlık oluştururken, çocuklarda sıvı kaybı, dolaşım bozukluğu ve sıcak çarpmasına kadar uzanan ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir.' </p><p>En büyük risk bebeklerde </p><p>En yüksek risk grubunun 1 yaş altındaki bebekler olduğunu belirten Dursun, 5 yaş altındaki çocuklar ile astım, kalp hastalığı, böbrek hastalığı, diyabet ve nörolojik hastalığı bulunan çocukların da sıcak havalarda daha dikkatli takip edilmesi gerektiğini söyledi. </p><p>Dursun, 'İlk 6 ay sadece anne sütü alan bebeklerde ek su verilmesine gerek yoktur. Ancak emzirme sıklığı artırılmalı, bebekler günün en sıcak saatleri olan 11.00 ile 16.00 arasında mümkün olduğunca dışarı çıkarılmamalıdır' dedi. </p><p>'Sıcak çarpması sessiz başlayabilir' </p><p>Sıcak çarpmasının ilk belirtilerinin çoğu zaman fark edilmeyebileceğini söyleyen Dursun, aileleri şu belirtiler konusunda uyardı: 'Halsizlik, huzursuzluk, aşırı uyku hali, baş ağrısı, mide bulantısı, kusma ve emmeyi reddetme sıcak çarpmasının ilk belirtileri olabilir. İlerleyen süreçte yüksek ateş, bilinç değişikliği ve nöbet görülebilir. Böyle bir durumda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.' </p><p>'Susamayı beklemeyin' </p><p>Yaz aylarında çocukların düzenli sıvı tüketmesi gerektiğini vurgulayan Dursun, suyun en doğru tercih olduğunu belirterek şunları söyledi: 'Çocuklara susamayı beklemeden düzenli aralıklarla su teklif edilmelidir. Şekerli ve gazlı içecekler suyun yerini tutmaz. Yoğurt, ayran ve su oranı yüksek meyve-sebzeler de sıvı ihtiyacının karşılanmasına katkı sağlar.' </p><p>'Klima doğru kullanılırsa koruyucu olur' </p><p>Klimaların doğru kullanıldığında çocuklar için risk oluşturmadığını belirten Dursun, ortam sıcaklığının 22-24 derece arasında tutulmasını, klimanın doğrudan çocuğun üzerine üflememesini ve filtrelerinin düzenli temizlenmesini önerdi. </p><p>Yaz aylarında en sık yapılan hatalar </p><p>Dursun, ebeveynlerin sıcak havalarda yaptığı en önemli yanlışları ise şöyle açıkladı: </p><p>'Çocuğun susamasını beklemek, güneşin en yoğun olduğu saatlerde dışarı çıkarmak, bebek arabasını tamamen örtmek, çocukları araçta yalnız bırakmak, havuz ve deniz kenarında kısa süreliğine bile gözetimsiz bırakmak.' </p><p>Yazın en sık görülen sağlık sorunları </p><p>Yaz aylarında güneş yanıkları, sıcak çarpması, ishal, kusma, besin zehirlenmeleri, sıvı kaybı ve böcek sokmalarının daha sık görüldüğünü ifade eden Doç. Dr. Adem Dursun, bu sorunların büyük bölümünün doğru korunma yöntemleriyle önlenebileceğini söyledi. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, İstanbul</category>
      <guid>https://www.yozgatmedya.com.tr/avrupa-sicaklarla-mucadele-ediyor-asiri-sicaklardan-cocuklari-koruma-yollari</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 13:46:52 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yozgatmedyacomtr.teimg.com/crop/1280x720/yozgatmedya-com-tr/uploads/2026/07/agency/iha/avrupa-sicaklarla-mucadele-ediyor-asiri-sicaklardan-cocuklari-koruma-yollari.jpg" type="image/jpeg" length="87921"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yenidoğan bebeğin bezine bakarak sağlıklı olduğunu anlamak mümkün]]></title>
      <link>https://www.yozgatmedya.com.tr/yenidogan-bebegin-bezine-bakarak-saglikli-oldugunu-anlamak-mumkun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yozgatmedya.com.tr/yenidogan-bebegin-bezine-bakarak-saglikli-oldugunu-anlamak-mumkun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SAMSUN (İHA) - Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Yiğit, yenidoğan bebeklerin sağlıklı olup olmadığının, iyi beslenip beslenmediğinin bebeğin günde kaç kez idrar yaptığının kontrol edilmesiyle anlaşılabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>SAMSUN (İHA) - Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Yiğit, yenidoğan bebeklerin sağlıklı olup olmadığının, iyi beslenip beslenmediğinin bebeğin günde kaç kez idrar yaptığının kontrol edilmesiyle anlaşılabileceğini söyledi. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Yenidoğan bebeklerde beslenme, özellikle ilk annelikte birçok soruyu beraberinde getiriyor. Çiçeği burnunda anneler, bebeklerini sağlıklı bir şekilde büyütmek ve sağlıklarını korumak için çaba sarf ederken, uzmanlar ise bebeklerin sağlığını anlamanın iki kritik yoluna dikkat çekti. Medicana International Samsun Hastanesi doktorlarından Uzm. Dr. Elif Yiğit, bebeğin bezine ve kilosuna bakarak bu durumun farkına varılabileceğini ifade etti. </p><p>'Sağlıklı bir bebek günde en az 5-6 kez çiş yapmalı' </p><p>Sadece anne sütü ile beslenen yenidoğan bebeklerin günde en az 5-6 kez çiş yapması gerektiğini dile getiren Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Yiğit, 'Sıcak yaz aylarındayız. Bu dönemde doğumlar da gerçekleşiyor. Öncelikle bebeğimizin çok güzel beslenmesi lazım ki sarılık ya da farklı hastalıklarla karşı karşıya kalmayalım. Yenidoğan bebeğimizi beslerken dikkat edilmesi gereken hususlar var. En çok sorulan sorulardan biri de 'Yaz ayları geldi, bebeğe su vermeli miyiz' şeklinde oluyor. Bebek doğduktan sonra ilk görevimiz onu bol bol emzirmek. Yenidoğan bebek doğdu ve patron artık o. Bebek ne kadar isterse o kadar emzirmemiz gerekiyor. Saat başı mı emmek istedi? Saat başı. Daha fazla emmek istiyorsa daha fazla. Ama hiç uyanmayan bir bebeği iki saatte bir mutlaka emzirmek durumundayız. Bunun haricinde bir bebeğe anne sütünün yeterli gelip gelmediğini gösteren iki parametre var. Bu iki parametre nedir? Birincisi, bebek yeterince çiş yapıyor mu? Bir bebek günde 5-6 kez çiş yapmalı. Kaka değil, çişli bez alıyorsanız bu, bebeğin yeteri kadar anne sütü aldığını gösterir' dedi. </p><p>'Bebeklere 6 aya kadar su verilmez, su verilirse kalori açığı oluşur ve bebek yeterince kilo alamaz' </p><p>En çok sorulan sorulardan birinin bebeklere su verilip verilmemesi olduğuna da dikkat çeken Uzm. Dr. Yiğit, 'Bebeğin sağlıklı olduğunu gösteren ikinci parametre ise yeterli miktarda kilo alması. Bir bebek ilk aylarda günde 20-30 gram kadar kilo almalıdır. Bu kilo almayı sağlıyorsak anne sütümüz yeterli demektir. Anne sütü yeterli olan bir bebeğe 6 aya kadar su kesinlikle vermiyoruz. Yaz ayı da olsa anne sütü alan bebekte su kullanımına gerek yok. Su verilirse bazı sorunlar olabiliyor. Çünkü anne sütü alan bir bebeğin zaten midesi küçücük. Eğer bu küçük mideye su verirsek, suyla mide doluyor ve anne sütüne yer kalmıyor. Bu nedenle bebekte kalori açığı oluşuyor. Kalori açığı oluşunca da bu ileride sarılığa ve kilo alamamaya sebep oluyor' diye konuştu. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Samsun</category>
      <guid>https://www.yozgatmedya.com.tr/yenidogan-bebegin-bezine-bakarak-saglikli-oldugunu-anlamak-mumkun</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 13:36:46 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yozgatmedyacomtr.teimg.com/crop/1280x720/yozgatmedya-com-tr/uploads/2026/07/agency/iha/yenidogan-bebegin-bezine-bakarak-saglikli-oldugunu-anlamak-mumkun.jpg" type="image/jpeg" length="40812"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hastaneye gidemeyen hastaların evine doktor gidiyor]]></title>
      <link>https://www.yozgatmedya.com.tr/hastaneye-gidemeyen-hastalarin-evine-doktor-gidiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yozgatmedya.com.tr/hastaneye-gidemeyen-hastalarin-evine-doktor-gidiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kayseri Devlet Hastanesi'nde Evde Sağlık Hizmetleri kapsamında uygulanan Uzaktan Hasta Değerlendirme Sistemi ile yatağa bağımlı, hastaneye gitmekte güçlük çeken ve özellikle 80 yaş üzerindeki hastalar, görüntülü görüşme aracılığıyla doktor kontrolünden geçebiliyor. Sistem sayesinde hastalar tahlil sonuçlarını öğrenebiliyor, ilaç ve rapor işlemlerini evlerinden çıkmadan tamamlayabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kayseri Devlet Hastanesi'nde Evde Sağlık Hizmetleri kapsamında uygulanan Uzaktan Hasta Değerlendirme Sistemi ile yatağa bağımlı, hastaneye gitmekte güçlük çeken ve özellikle 80 yaş üzerindeki hastalar, görüntülü görüşme aracılığıyla doktor kontrolünden geçebiliyor. Sistem sayesinde hastalar tahlil sonuçlarını öğrenebiliyor, ilaç ve rapor işlemlerini evlerinden çıkmadan tamamlayabiliyor. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Kayseri Devlet Hastanesi Aile Hekimliği Uzmanı Dr. Büşra Nur Sualp, Uzaktan Hasta Değerlendirme Sistemi'nin Evde Sağlık Hizmetleri'ne kayıtlı hastalar için sunulduğunu belirterek, 'Uzaktan Hasta Değerlendirme Sistemi; yeni bir sistem diyebiliriz. Yatağa bağımlı ya da o an hastaneye gelemeyecek durumda olan hastalar ve özellikle 80 yaş üstü hastalar için verdiğimiz bir hizmet. Evde Sağlık Sistemi'ne bağlı, hasta listeleri İl Sağlık Müdürlüğü'nden geliyor. İl Sağlık Müdürlüğü hastaları tespit ediyor, hastanemizde de bu hastalardan isteyenlere MHRS'den randevu veriyoruz. Hastalarımıza Sağlık Bakanlığı'ndan gün ve saatinde bir link gidiyor, biz de buradan bilgisayarda hastalarımızla görüşüyoruz. Hastalar talebini iletiyor, ona göre değerlendiriyoruz' dedi. </p><p>Uzaktan görüşmeler sırasında birçok işlemin gerçekleştirilebildiğini ifade eden Dr. Sualp, 'Rapor düzenleyebiliyor, ilaçlarını yazabiliyor ve kan tetkiklerini isteyebiliyorum. Nöroloji veya dahiliye gibi farklı branşların değerlendirmesi gerektiğinde ise ilgili uzmanlıklardan konsültasyon talep ederek hastanın mümkün olduğunca hastaneye gelmeden işlemlerini tamamlamaya çalışıyoruz' diye konuştu. Vatandaşlardan uygulamaya yönelik olumlu geri dönüşler aldıklarını belirten Dr. Sualp, 'Vatandaşlardan geri dönüş çok olumlu. Çünkü hem hastayı görüyoruz, hem şikayetlerini dinliyoruz, hem buraya gelmeden işlemlerini hallediyoruz. Kan tetkiki gibi işlemleri varsa evde sağlık ekiplerini eve yönlendirip tetkiklerini aldırıyoruz. Hastane işlemlerini yapmak üzere hastanın bir yakını hastanın kimliğiyle geliyor, işlemlerini yapıyor. Hasta; evinde konforla işlemlerini hallettirmiş oluyor' ifadelerini kullandı. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Kayseri</category>
      <guid>https://www.yozgatmedya.com.tr/hastaneye-gidemeyen-hastalarin-evine-doktor-gidiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 12:45:09 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yozgatmedyacomtr.teimg.com/crop/1280x720/yozgatmedya-com-tr/uploads/2026/07/agency/iha/hastaneye-gidemeyen-hastalarin-evine-doktor-gidiyor.jpg" type="image/jpeg" length="89592"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocukluk çağı aşıları için dijital takip kartı geliştirildi]]></title>
      <link>https://www.yozgatmedya.com.tr/cocukluk-cagi-asilari-icin-dijital-takip-karti-gelistirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yozgatmedya.com.tr/cocukluk-cagi-asilari-icin-dijital-takip-karti-gelistirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çorum Hitit Üniversitesinde, görme engelli annelerin çocuklarının aşı takibini daha kolay ve bağımsız yapabilmesi amacıyla sesli uyarı ve Braille alfabesi desteğine sahip 'Dijital Çocukluk Çağı Aşı Kartı' geliştirildi. Proje, Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından faydalı model olarak tescillendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çorum Hitit Üniversitesinde, görme engelli annelerin çocuklarının aşı takibini daha kolay ve bağımsız yapabilmesi amacıyla sesli uyarı ve Braille alfabesi desteğine sahip 'Dijital Çocukluk Çağı Aşı Kartı' geliştirildi. Proje, Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından faydalı model olarak tescillendi. </p><p>Hitit Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülay Yılmazel, İskilip Meslek Yüksekokulu Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Çalmaz, Sağlık Bilimleri Fakültesi Arş. Gör. Dr. Emre Keleş ve Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Reşit Haboğlu tarafından yürütülen proje, çocukluk çağı aşılarının düzenli şekilde takip edilmesini amaçlıyor. Geliştirilen akıllı dijital kart, özellikle görme engelli annelerin sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmayı hedefliyor. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Proje hakkında bilgi veren Prof. Dr. Gülay Yılmazel, cihazın kolay taşınabilir ve pratik bir yapıda tasarlandığını söyledi. Dijital kartın arka bölümünde T.C. Sağlık Bakanlığının çocukluk çağı aşı takviminin Braille alfabesiyle yer aldığını belirten Yılmazel, 'Kullanıcılar cihaz üzerindeki butona bastıklarında yaklaşan aşı tarihine kalan süreyi sesli olarak anında öğrenebiliyor' dedi. Cihazın sıradan bir hatırlatma sisteminin ötesinde olduğunu ifade eden Yılmazel, Bluetooth teknolojisi sayesinde kartın aile sağlığı personeli tarafından güncellenebildiğini aktardı. </p><p>Yılmazel, 'Çocuğun aşı takvimi dijital ortamda güvenli şekilde kayıt altına alınabiliyor. Aşı tarihine yaklaşıldığında cihaz, aşı uygulanıncaya kadar 24 saatte bir sesli uyarı vererek unutulmaların önüne geçmeyi hedefliyor' diye konuştu. Cihazın çocuğun gelişim sürecine uygun şekilde hazırlandığını belirten Yılmazel, 'Çocuk 48 aylık oluncaya kadar sistem aktif olarak çalışıyor. Kayıtlı aşı bilgilerinin silinmesine veya değiştirilmesine izin vermeyen sistem, ebeveynler ve sağlık çalışanları için güvenilir bir takip mekanizması sunuyor' ifadelerini kullandı. </p><p>Dijital kartın E-Nabız ve Sağlık Bakanlığının mevcut dijital sağlık altyapılarıyla uyumlu çalışabilecek şekilde tasarlandığını vurgulayan Yılmazel, sistemin farklı şehirlerde ya da farklı sağlık kuruluşlarında da aşı takibinin kesintisiz sürdürülmesine katkı sağlayabileceğini belirtti. Yılmazel, 'Görme engelli annelerin çocuklarının aşı süreçlerini tamamen bağımsız bir şekilde takip edebilmesine katkı sağlamayı amaçlayan bu dijital kartın, sağlıkta erişilebilirlik uygulamalarına ve koruyucu sağlık hizmetlerine önemli katkılar sunacağına inanıyoruz' dedi. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Çorum</category>
      <guid>https://www.yozgatmedya.com.tr/cocukluk-cagi-asilari-icin-dijital-takip-karti-gelistirildi</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 11:41:59 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yozgatmedyacomtr.teimg.com/crop/1280x720/yozgatmedya-com-tr/uploads/2026/07/agency/iha/cocukluk-cagi-asilari-icin-dijital-takip-karti-gelistirildi.jpg" type="image/jpeg" length="29296"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sitikolin, nörolojik iyileşme sürecinde destekleyici rol oynuyor]]></title>
      <link>https://www.yozgatmedya.com.tr/sitikolin-norolojik-iyilesme-surecinde-destekleyici-rol-oynuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yozgatmedya.com.tr/sitikolin-norolojik-iyilesme-surecinde-destekleyici-rol-oynuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnme, unutkanlık ve travmatik beyin yaralanmaları sonrası destekleyici tedavi seçenekleri arasında yer alan sitikolinin, sinir hücrelerinin onarım sürecine katkı sağlayarak nörolojik iyileşmeyi destekleyebileceğini belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Nuri Yüzgül, 'Sitikolin, sinir hücrelerinin sağlıklı çalışmasında önemli rol oynayan bir moleküldür. Nörolojide özellikle beyin hasarı sonrası iyileşme süreçlerini desteklemek, bilişsel fonksiyonları korumak ve sinir hücrelerinin yeniden yapılanmasına katkı sağlamak amacıyla kullanılmaktadır' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İnme, unutkanlık ve travmatik beyin yaralanmaları sonrası destekleyici tedavi seçenekleri arasında yer alan sitikolinin, sinir hücrelerinin onarım sürecine katkı sağlayarak nörolojik iyileşmeyi destekleyebileceğini belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Nuri Yüzgül, 'Sitikolin, sinir hücrelerinin sağlıklı çalışmasında önemli rol oynayan bir moleküldür. Nörolojide özellikle beyin hasarı sonrası iyileşme süreçlerini desteklemek, bilişsel fonksiyonları korumak ve sinir hücrelerinin yeniden yapılanmasına katkı sağlamak amacıyla kullanılmaktadır' dedi. </p><p>Beyin sağlığını korumak ve nörolojik hastalıklarda iyileşme sürecini desteklemek amacıyla kullanılan sitikolin tedavisi, özellikle inme, unutkanlık ve travmatik beyin yaralanmaları sonrası gündeme geliyor. Sinir hücrelerinin sağlıklı çalışmasında önemli rol oynayan bu molekülün, beyin hücrelerinin onarım mekanizmalarına katkı sağlayabildiği belirtiliyor. Medical Park Tokat Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Nuri Yüzgül, sitikolin tedavisinin kullanım alanları ve hastalara sağlayabileceği katkılar hakkında bilgi verdi. </p><p>'Beyin hücrelerinin toparlanmasını destekliyor' </p><p>Sitikolinin beynin doğal yapısında bulunan önemli bir molekül olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Yüzgül, 'Sitikolin, sinir hücrelerinin sağlıklı çalışmasında önemli rol oynayan bir moleküldür. Nörolojide özellikle beyin hasarı sonrası iyileşme süreçlerini desteklemek, bilişsel fonksiyonları korumak ve sinir hücrelerinin yeniden yapılanmasına katkı sağlamak amacıyla kullanılmaktadır. İnme, unutkanlık, travmatik beyin yaralanmaları ve bazı nörodejeneratif hastalıklarda destekleyici tedavi seçeneklerinden biridir' şeklinde konuştu. </p><p>'İnme sonrası iyileşme sürecinde öne çıkıyor' </p><p>Sitikolinin günlük pratikte en sık inme geçiren hastalarda kullanıldığını ifade eden Uzm. Dr. Yüzgül, 'İnme sonrasında beyinde oluşan hasarın ardından sinir hücrelerinin toparlanma sürecine destek olabileceği düşünülmektedir. Özellikle rehabilitasyon dönemiyle birlikte uygulandığında hastaların fonksiyonel iyileşmesine katkı sağlayabilir' diye konuştu. </p><p>Beyin damar tıkanıklığı ya da beyin kanaması sonrasında temel hedefin hastanın mümkün olan en yüksek fonksiyonel seviyeye ulaşması olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Yüzgül, 'Sitikolin bu süreçte beyin hücrelerinin zar bütünlüğünün korunmasına ve hücresel onarım mekanizmalarının desteklenmesine yardımcı olabilir. Hastanın hareket, konuşma, dikkat ve günlük yaşam aktivitelerine dönüş sürecinde destekleyici bir rol üstlenebilir. Ancak tek başına yeterli değildir; fizik tedavi ve rehabilitasyon programlarıyla birlikte değerlendirilmelidir' ifadelerini kullandı. </p><p>'Unutkanlık ve dikkat sorunlarında destekleyici olabilir' </p><p>Unutkanlığın her zaman demans anlamına gelmediğini belirten Uzm. Dr. Nuri Yüzgül, sitikolinin hafif bilişsel bozukluklarda da destekleyici olarak kullanılabildiğini söyledi. Uzm. Dr. Yüzgül, 'Özellikle yaşa bağlı hafif bilişsel bozukluklarda veya erken dönem bilişsel etkilenmelerde sitikolin bazı hastalarda dikkat, konsantrasyon ve hafıza fonksiyonlarını destekleyebilir. Alzaymır ve diğer demans türlerinde ise mevcut tedavilerin yerine geçmez ancak uygun hastalarda destekleyici olarak kullanılabilir' dedi. </p><p>'Kafa travması sonrası toparlanmaya katkı sağlayabiliyor' </p><p>Travmatik beyin hasarları sonrasında hastalarda unutkanlık, zihinsel yavaşlama ve dikkat eksikliği gibi sorunların ortaya çıkabildiğini söyleyen Yüzgül, 'Bu tür bilişsel yakınmaların bulunduğu hastalarda sitikolin tedavisi düşünülebilir. Amaç beynin doğal iyileşme sürecini desteklemek ve günlük yaşam kalitesinin daha hızlı toparlanmasına katkı sağlamaktır' ifadelerini kullandı. </p><p>'Her dikkat sorunu için aynı yaklaşım uygulanmamalı' </p><p>Sitikolinin dikkat eksikliği ve konsantrasyon bozukluğu yaşayan bazı bireylerde de destekleyici olarak kullanılabileceğini aktaran Uzm. Dr. Yüzgül, 'Sitikolinin dikkat ve bilişsel performans üzerine olumlu etkileri olduğunu gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Ancak her dikkat sorununun nedeni aynı değildir. Bu nedenle öncelikle altta yatan nedenin belirlenmesi gerekir' dedi. </p><p>'Parkinson'da ana tedavinin yerine geçmiyor' </p><p>Sitikolinin Parkinson hastalığında ana tedavi olmadığını vurgulayan Uzm. Dr. Yüzgül, 'Parkinson hastalığında temel tedavi dopamin sistemini hedefleyen ilaçlardır. Sitikolin bu tedavilerin alternatifi değildir. Ancak bazı çalışmalarda bilişsel fonksiyonlar ve yaşam kalitesi üzerinde destekleyici etkileri olabileceği bildirilmiştir' açıklamasında bulundu. </p><p>'Tedavi şekli hastanın durumuna göre belirleniyor' </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Sitikolin tedavisinin farklı şekillerde uygulanabildiğini belirten Uzm. Dr. Yüzgül, 'Sitikolin ağızdan tablet veya şurup şeklinde kullanılabildiği gibi damar yoluyla da uygulanabilmektedir. Özellikle inme sonrası erken dönemde veya daha yoğun destek gereken hastalarda intravenöz uygulamalar tercih edilebilmektedir. Daha uzun süreli kullanımlarda ağızdan tedavi seçenekleri öne çıkar. Hangi yöntemin uygun olduğuna hastanın klinik durumu değerlendirilerek karar verilir' dedi. </p><p>'Erken başlamak tedavi başarısını artırabiliyor' </p><p>Nörolojik hastalıklarda zamanın kritik önem taşıdığını hatırlatan Uzm. Dr. Yüzgül, 'Özellikle inme ve travmatik beyin hasarı gibi durumlarda uygun hastalarda erken dönemde başlanan destek tedavilerinden daha fazla yarar sağlanabilmektedir. Bunun yanında ilaç tedavisinin düzenli kullanılması, rehabilitasyon programlarına uyum, sağlıklı beslenme, düzenli uyku ve risk faktörlerinin kontrol altına alınması tedavinin başarısını artıran unsurlardır' dedi. </p><p>'Beyin sağlığı ihmal edilmemeli' </p><p>Beyin sağlığının yaşam kalitesini doğrudan etkilediğine değinen Uzm. Dr. Yüzgül, 'Unutkanlık, dikkat kaybı, inme sonrası fonksiyon kayıpları veya bilişsel yakınmaların yaşlanmanın doğal bir sonucu olduğu düşünülerek ihmal edilmemesi gerekir. Erken tanı ve uygun tedavi ile birçok nörolojik hastalıkta daha başarılı sonuçlar elde etmek mümkündür. Bu nedenle şikâyetlerin varlığında bir nöroloji uzmanına başvurmak büyük önem taşımaktadır' dedi. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Tokat</category>
      <guid>https://www.yozgatmedya.com.tr/sitikolin-norolojik-iyilesme-surecinde-destekleyici-rol-oynuyor</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 10:31:27 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yozgatmedyacomtr.teimg.com/crop/1280x720/yozgatmedya-com-tr/uploads/2026/07/agency/iha/sitikolin-norolojik-iyilesme-surecinde-destekleyici-rol-oynuyor.jpg" type="image/jpeg" length="24000"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz aylarında vajinal enfeksiyonlarda artış görülebiliyor]]></title>
      <link>https://www.yozgatmedya.com.tr/yaz-aylarinda-vajinal-enfeksiyonlarda-artis-gorulebiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yozgatmedya.com.tr/yaz-aylarinda-vajinal-enfeksiyonlarda-artis-gorulebiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında artan sıcaklık ve nem, deniz ve havuz kullanımının yaygınlaşmasıyla vajinal enfeksiyonların görülme sıklığını artırabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Fatih Mehmet Kaya, kaşıntı, kötü kokulu akıntı, yanma ve rahatsızlık hissi gibi belirtilerle ortaya çıkan vajinal enfeksiyonlardan korunmak için yaz döneminde hijyen ve doğru alışkanlıklara dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan sıcaklık ve nem, deniz ve havuz kullanımının yaygınlaşmasıyla vajinal enfeksiyonların görülme sıklığını artırabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Fatih Mehmet Kaya, kaşıntı, kötü kokulu akıntı, yanma ve rahatsızlık hissi gibi belirtilerle ortaya çıkan vajinal enfeksiyonlardan korunmak için yaz döneminde hijyen ve doğru alışkanlıklara dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. </p><p>Yaz mevsiminde yükselen hava sıcaklığı ve artan nem, kadınlarda sık görülen jinekolojik sorunlardan biri olan vajinal enfeksiyonların daha yaygın görülmesine zemin hazırlayabiliyor. Deniz ve havuz kullanımının artması, uzun süre ıslak mayo ile kalınması ve uygun olmayan hijyen uygulamaları vajinal floranın doğal dengesini bozarak enfeksiyon riskini artırabiliyor. Medicana Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Fatih Mehmet Kaya, yaz aylarında vajinal sağlığın korunmasına yönelik önlemlerin önem kazandığını belirtti. </p><p>Günlük alışkanlıklar enfeksiyon gelişiminde etkili olabiliyor </p><p>Antibiyotik kullanımı, bağışıklık sisteminin zayıflaması, diyabet, yetersiz sıvı tüketimi ve vajinal duş uygulamalarının enfeksiyon riskini artırabildiğini belirten Op. Dr. Fatih Mehmet Kaya, 'Hamilelik ve menopoz gibi hormonal değişim dönemleri de vajinal florayı etkileyebilmektedir. Korunmasız cinsel ilişki, partner değişikliği ve kontrolsüz cinsel yaşam da enfeksiyon gelişimine zemin hazırlayabilmektedir. Günlük pratikte en sık karşılaştığımız nedenler arasında günlük pedlerin uzun süreli kullanımı, vajinal duş alışkanlığı, yetersiz su tüketimi ve bilinçsiz ilaç kullanımı yer almaktadır. Kimyasal içerikli bazı hijyen ürünlerinin sık kullanımı da vajinal floranın doğal yapısını bozabilmektedir' diye konuştu. </p><p>Akıntının rengi ve kokusu önemli ipuçları verebilir </p><p>Vajinal enfeksiyonlarda görülen belirtilerin enfeksiyonun türüne göre değişiklik gösterebildiğini belirten Op. Dr. Fatih Mehmet Kaya, 'Anormal akıntı, kaşıntı, kötü koku, yanma hissi ve genital bölgede hassasiyet en sık görülen belirtiler arasındadır. Akıntının görünümü enfeksiyonun kaynağı hakkında önemli bilgiler verebilir. Mantar enfeksiyonlarında genellikle beyaz renkli ve peynirimsi bir akıntı görülürken, bakteriyel vajinoziste gri-beyaz renkli ve kötü kokulu akıntı ön plana çıkmaktadır. Trikomoniyazis gibi bazı enfeksiyonlarda ise sarı-yeşil renkli köpüklü akıntı görülebilmektedir. Özellikle kötü koku, yoğun kaşıntı ve akıntıdaki belirgin değişikliklerin dikkate alınması gerekir' dedi. </p><p>Doğru tanı tedavi planlamasında önem taşıyor </p><p>Vajinal enfeksiyonlarda belirtilerin benzer olabilmesine rağmen enfeksiyona neden olan etkenlerin farklılık gösterebildiğini belirten Op. Dr. Fatih Mehmet Kaya, 'Bu nedenle öncelikle şikâyetlerin doğru değerlendirilmesi gerekir. Pelvik muayene, vajinal pH ölçümü ve gerekli durumlarda alınan örneklerin incelenmesi enfeksiyonun kaynağının belirlenmesine yardımcı olmaktadır. Mantar, bakteri veya parazit kaynaklı enfeksiyonlar birbirinden farklı özellikler gösterdiği için yaklaşım da buna göre planlanmaktadır. Doğru değerlendirme yapılmadan kullanılan ürünler veya rastgele ilaç tercihleri süreci uzatabilmektedir' ifadelerini kullandı. </p><p>Tekrarlayan vajinal enfeksiyonlar kronikleşme riskini artırabiliyor </p><p>Sık tekrarlayan vajinal enfeksiyonların yalnızca geçici bir rahatsızlık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Op. Dr. Fatih Mehmet Kaya, 'Bazı kadınlarda enfeksiyonlar yılda birden fazla kez tekrarlayabilmektedir. Bu durum günlük yaşamı, sosyal hayatı ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilmektedir. Özellikle kaşıntı, kötü kokulu akıntı ve yanma gibi şikâyetlerin sık aralıklarla tekrar etmesi durumunda altta yatan nedenlerin değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Bilinçsiz ilaç kullanımı veya şikâyetlerin göz ardı edilmesi enfeksiyonların kronikleşmesine zemin hazırlayabilir. Tekrarlayan enfeksiyonlar bazı durumlarda diyabet, bağışıklık sistemiyle ilgili sorunlar veya vajinal floranın bozulmasına neden olan farklı faktörlerle ilişkili olabilmektedir' açıklamasını yaptı. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Her enfeksiyon aynı şekilde tedavi edilmiyor </p><p>Vajinal enfeksiyonlarda tedavi yaklaşımının enfeksiyona neden olan etkene göre değiştiğini belirten Op. Dr. Fatih Mehmet Kaya şöyle konuştu: </p><p>'Mantar enfeksiyonlarında antifungal ilaçlar, bakteriyel enfeksiyonlarda uygun antibakteriyel tedaviler, parazit kaynaklı enfeksiyonlarda ise farklı tedavi seçenekleri kullanılabilmektedir. Bu nedenle daha önce kullanılan bir ilacın benzer şikâyetlerde tekrar kullanılması her zaman doğru bir yaklaşım olmayabilir. Her enfeksiyonun nedeni farklı olabileceği için kişiye özel değerlendirme önem taşımaktadır. Bilinçsiz ilaç kullanımı bazı durumlarda şikâyetlerin tekrarlamasına veya enfeksiyonun kronikleşmesine neden olabilmektedir.' </p><p>Yaz aylarında alınacak basit önlemler koruyucu olabilir </p><p>Yaz döneminde vajinal sağlığın korunmasına yönelik bazı basit önlemlerin önem taşıdığını belirten Op. Dr. Fatih Mehmet Kaya, 'Deniz veya havuz sonrasında ıslak mayo ile uzun süre kalınmamalıdır. Pamuklu iç çamaşırları tercih edilmeli, genital bölgenin hava almasına dikkat edilmelidir. Gereksiz hijyen uygulamalarından kaçınılmalı ve vajinal duş yapılmamalıdır. Yeterli su tüketimi de genel sağlık açısından olduğu kadar vajinal floranın korunmasına da katkı sağlayabilmektedir. Özellikle yaz aylarında ortaya çıkan kaşıntı, kötü kokulu akıntı, yanma ve tahriş gibi şikâyetlerin göz ardı edilmemesi önem taşımaktadır' diyerek sözlerini tamamladı. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, İstanbul</category>
      <guid>https://www.yozgatmedya.com.tr/yaz-aylarinda-vajinal-enfeksiyonlarda-artis-gorulebiliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 10:08:37 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yozgatmedyacomtr.teimg.com/crop/1280x720/yozgatmedya-com-tr/uploads/2026/07/agency/iha/yaz-aylarinda-vajinal-enfeksiyonlarda-artis-gorulebiliyor.jpg" type="image/jpeg" length="25379"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[9 aylık epilepsi hastası bebek hava ambulansıyla İstanbul'a sevk edildi]]></title>
      <link>https://www.yozgatmedya.com.tr/9-aylik-epilepsi-hastasi-bebek-hava-ambulansiyla-istanbula-sevk-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yozgatmedya.com.tr/9-aylik-epilepsi-hastasi-bebek-hava-ambulansiyla-istanbula-sevk-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Siirt'te yoğun bakımda tedavi gören ve status epileptikus (dirençli epilepsi) tanısı bulunan 9 aylık kız bebek, ileri tetkik ve tedavisi için Sağlık Bakanlığına ait hava ambulansıyla İstanbul'a sevk edildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Siirt'te yoğun bakımda tedavi gören ve status epileptikus (dirençli epilepsi) tanısı bulunan 9 aylık kız bebek, ileri tetkik ve tedavisi için Sağlık Bakanlığına ait hava ambulansıyla İstanbul'a sevk edildi. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Edinilen bilgilere göre, Siirt'te tedavi görmekte olan ve yoğun bakım ünitesinde entübe olarak takip edilen 9 aylık kız bebeğin, uzman hekimler tarafından yapılan değerlendirme sonucunda ileri düzey yoğun bakım ve çocuk nörolojisi desteği almasının uygun olduğuna karar verildi. Bunun üzerine Sağlık Bakanlığı hava ambulansı koordinesinde sevk planlaması yapıldı. Gerekli tüm tıbbi hazırlıkların tamamlanmasının ardından bebek, sağlık ekiplerinin gözetiminde hava ambulansıyla İstanbul Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesine nakledildi. Nakil süresince hastanın yaşamsal bulgularının uzman sağlık ekibi tarafından yakından takip edildiği ve gerekli tıbbi desteğin kesintisiz sürdürüldüğü öğrenildi. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Siirt</category>
      <guid>https://www.yozgatmedya.com.tr/9-aylik-epilepsi-hastasi-bebek-hava-ambulansiyla-istanbula-sevk-edildi</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 09:48:59 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yozgatmedyacomtr.teimg.com/crop/1280x720/yozgatmedya-com-tr/uploads/2026/07/agency/iha/9-aylik-epilepsi-hastasi-bebek-hava-ambulansiyla-istanbula-sevk-edildi.jpg" type="image/jpeg" length="49677"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanı uyardı: 'Güneş lekesi sandığınız belirti cilt kanseri olabilir']]></title>
      <link>https://www.yozgatmedya.com.tr/uzmani-uyardi-gunes-lekesi-sandiginiz-belirti-cilt-kanseri-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yozgatmedya.com.tr/uzmani-uyardi-gunes-lekesi-sandiginiz-belirti-cilt-kanseri-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Begüm Güneş, yaz aylarında artan güneş maruziyetinin cilt lekeleri, güneş yanıkları, erken yaşlanma ve cilt kanseri riskini artırabileceğini belirterek, 'Vücutta yeni oluşan, şekil değiştiren, kanayan ya da hızla büyüyen lekeler mutlaka dermatoloji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Begüm Güneş, yaz aylarında artan güneş maruziyetinin cilt lekeleri, güneş yanıkları, erken yaşlanma ve cilt kanseri riskini artırabileceğini belirterek, 'Vücutta yeni oluşan, şekil değiştiren, kanayan ya da hızla büyüyen lekeler mutlaka dermatoloji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir' dedi. </p><p>Dermatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Begüm Güneş, güneş ışınlarının cilt üzerindeki etkilerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Güneşin zararlı ultraviyole ışınlarının ciltte kısa ve uzun vadeli hasarlara yol açabileceğini belirten Güneş, 'Güneşe kontrolsüz şekilde maruz kalmak ciltte lekelenme, kuruluk, kızarıklık, yanık, erken yaşlanma ve cilt kanseri riskinde artışa neden olabilir. Özellikle yaz aylarında güneşin etkisi daha yoğun hissedildiği için korunma önlemleri ihmal edilmemelidir' ifadelerini kullandı. </p><p>'Her leke masum olmayabilir' </p><p>Vücutta oluşan her lekenin basit bir güneş lekesi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Begüm Güneş, 'Güneş lekesi sandığınız belirti cilt kanseri olabilir. Ciltte sonradan ortaya çıkan lekeler, benlerde büyüme, renk değişikliği, şekil bozukluğu, kaşıntı, kanama ya da kabuklanma gibi bulgular önemlidir. Her leke masum olmayabilir. Bu nedenle özellikle hızlı değişim gösteren lezyonların vakit kaybetmeden dermatoloji uzmanı tarafından görülmesi gerekir' dedi. </p><p>Cilt kanserlerinde erken tanının tedavi başarısını artırdığını belirten Güneş, düzenli cilt muayenesinin önemine dikkat çekerek, 'Kişinin kendi cildini tanıması çok önemlidir. Daha önce olmayan bir oluşum fark edildiğinde ya da mevcut bir bende değişiklik gözlendiğinde bunu ertelememek gerekir. Erken dönemde tespit edilen cilt kanserlerinde tedavi şansı oldukça yüksektir' diye konuştu. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>'Güneş koruyucu yalnızca plajda değil, günlük yaşamda da kullanılmalı' </p><p>Güneşten korunmanın yalnızca deniz ya da tatil dönemleriyle sınırlı düşünülmemesi gerektiğini ifade eden Güneş, 'Güneş koruyucu ürünler sadece plajda değil, günlük yaşamda da kullanılmalıdır. Dışarı çıkmadan yaklaşık 20-30 dakika önce uygun faktörlü güneş koruyucu uygulanmalı, terleme, yüzme ya da uzun süre dışarıda kalma durumunda belirli aralıklarla yenilenmelidir' dedi. </p><p>Özellikle 10.00 ile 16.00 saatleri arasında güneş ışınlarının daha dik geldiğini belirten Güneş, bu saatlerde mümkün olduğunca gölgede kalınması gerektiğini söyledi. Güneş gözlüğü, geniş kenarlı şapka ve açık renkli, cildi örten kıyafetlerin de korunmada etkili olduğunu ifade etti. </p><p>'Çocukluk çağındaki güneş yanıkları ileriki yaşlar için risk oluşturabilir' </p><p>Çocukların güneşten korunmasının ayrı bir öneme sahip olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Begüm Güneş, 'Çocukluk çağında geçirilen yoğun güneş yanıkları, ilerleyen yaşlarda cilt kanseri riskini artırabilir. Bu nedenle çocuklar doğrudan güneş altında uzun süre bırakılmamalı, yaşına uygun güneş koruyucu ürünler kullanılmalı ve fiziksel koruyucu önlemler alınmalıdır' açıklamasında bulundu. </p><p>Açık tenli kişiler, ailesinde cilt kanseri öyküsü bulunanlar, çok sayıda beni olanlar, açık alanda çalışanlar ve daha önce yoğun güneş yanığı geçiren kişilerin daha dikkatli olması gerektiğini belirten Güneş, bu kişilerin düzenli dermatolojik kontrol yaptırmasının önem taşıdığını söyledi. </p><p>'Bronzlaşmak sağlıklı cilt göstergesi değildir' </p><p>Toplumda bronzlaşmanın sağlıklı bir görünüm olarak algılanabildiğini ancak bunun doğru olmadığını belirten Güneş, 'Bronzlaşma aslında cildin güneşe karşı verdiği bir savunma yanıtıdır. Uzun süreli ve korunmasız güneşlenme ciltte kalıcı lekelenmelere, elastikiyet kaybına ve kırışıklıklara yol açabilir. Cilt sağlığını korumak için güneşten bilinçli şekilde korunmak gerekir' dedi. </p><p>Dr. Öğr. Üyesi Begüm Güneş, güneş lekeleri ve cilt kanserinden korunmak için düzenli güneş koruyucu kullanılması, öğle saatlerinde güneşten kaçınılması, benlerdeki değişikliklerin takip edilmesi ve şüpheli durumlarda dermatoloji uzmanına başvurulması gerektiğini belirterek sözlerini tamamladı. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, İstanbul</category>
      <guid>https://www.yozgatmedya.com.tr/uzmani-uyardi-gunes-lekesi-sandiginiz-belirti-cilt-kanseri-olabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 09:33:53 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yozgatmedyacomtr.teimg.com/crop/1280x720/yozgatmedya-com-tr/uploads/2026/07/agency/iha/uzmani-uyardi-gunes-lekesi-sandiginiz-belirti-cilt-kanseri-olabilir.jpg" type="image/jpeg" length="83545"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Genç Sağlık Sendikası'nda Osman Kaya güven tazeledi]]></title>
      <link>https://www.yozgatmedya.com.tr/genc-saglik-sendikasinda-osman-kaya-guven-tazeledi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yozgatmedya.com.tr/genc-saglik-sendikasinda-osman-kaya-guven-tazeledi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Genç Sağlık Sendikası 2. Olağan Genel Kurulunda, mevcut Genel Başkan Osman Kaya delegelerin tamamının desteğini alarak yeniden genel başkanlığa seçildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Genç Sağlık Sendikası 2. Olağan Genel Kurulunda, mevcut Genel Başkan Osman Kaya delegelerin tamamının desteğini alarak yeniden genel başkanlığa seçildi. </p><p>Genç Sağlık Sendikası 2. Olağan Genel Kurulu, Ankara'da yoğun bir katılımla gerçekleştirildi. Genel kurulda faaliyet ve denetim raporlarının ibra edilmesinin ardından delegelere hitap eden Osman Kaya, sendikanın bugüne kadar elde ettiği başarıları ve önümüzdeki döneme ait vizyonunu paylaştı. Genel Başkan Osman Kaya, kendisine ve yönetim kuruluna gösterilen güvenden dolayı tüm delegelere ve sendika üyelerine teşekkür ederek, 'Genç Sağlık Sendikası olarak kurulduğumuz ilk günden bu yana sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarımızın sesi olmak için gece gündüz demeden çalıştık. Bugün delegelerimizin takdiriyle bu onurlu göreve yeniden seçilmenin gururunu ge heyecanını yaşıyoruz. Yeni dönemde de sağlık çalışanlarımızın özlük hakları, çalışma şartlarının iyileştirilmesi ve hak ettikleri refah seviyesine ulaşmaları için meydanlarda, masada ve hukuki her platformda mücadelemizi büyüterek sürdüreceğiz' dedi. </p><p>Yeni yönetim dönemi başlıyor </p><p>Osman Kaya başkanlığındaki liste, genel kurulda oyların tamamını alarak seçildi. Sendikanın yeni yönetimi, Genel Başkan Osman Kaya, Genel Sekreter Furkan Ali Çiftçioğlu, Genel Başkan Yardımcısı Feleytun Fatih Gönç, Genel Başkan Yardımcısı Arif Camgöz, Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Erginyürek, Genel Başkan Yardımcısı Betül İkiz Akbulut ve Genel Başkan Yardımcısı Eren Demir'den oluştu. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Genel kurul, üyelerin tebrikleri ve hatıra fotoğrafı çekiminin ardından sona erdi. Yeni dönemde Genç Sağlık Sendikası'nın özellikle genç sağlık profesyonellerinin istihdam sorunları, nöbet ücretleri ve mobbing gibi kronikleşen sorunlara yönelik projeleri hızlandırması kararlaştırıldı. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Ankara</category>
      <guid>https://www.yozgatmedya.com.tr/genc-saglik-sendikasinda-osman-kaya-guven-tazeledi</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 20:07:51 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yozgatmedyacomtr.teimg.com/crop/1280x720/yozgatmedya-com-tr/uploads/2026/07/agency/iha/genc-saglik-sendikasinda-osman-kaya-guven-tazeledi.jpg" type="image/jpeg" length="85396"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[HAVELSAN ile Yeşilay arasında bağımlılıkla mücadele protokolü imzalandı]]></title>
      <link>https://www.yozgatmedya.com.tr/havelsan-ile-yesilay-arasinda-bagimlilikla-mucadele-protokolu-imzalandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yozgatmedya.com.tr/havelsan-ile-yesilay-arasinda-bagimlilikla-mucadele-protokolu-imzalandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hava Elektronik Sanayii (HAVELSAN) ile Yeşilay arasında çalışanların sağlığını güçlendirmek ve bağımlılıkla mücadele alanında ortak çalışmalar yürütmek amacıyla iş birliği protokolü imzalandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hava Elektronik Sanayii (HAVELSAN) ile Yeşilay arasında çalışanların sağlığını güçlendirmek ve bağımlılıkla mücadele alanında ortak çalışmalar yürütmek amacıyla iş birliği protokolü imzalandı. </p><p>HAVELSAN ile Yeşilay arasında çalışanların sağlığını desteklemek ve bağımlılıkla mücadelede kapsamında iş birliği protokolü imzalandı. HAVELSAN Genel Müdürlüğü'nde düzenlenen imza töreninde konuşan HAVELSAN Genel Müdürü Dr. Mehmet Akif Nacar, temmuz ayının ilk haftasını bağımlılıkla mücadele haftası ilan ettiklerini ifade ederek, 'HAVELSAN ailesi olarak Yeşilay'ın ortaya koyduğu çalışmaları destekliyor, gençlerimizi ve onların çok kıymetli ailelerini bağımlılıktan korumayı, farkındalık oluşturmayı ve sağlıklı bir yaşama teşvik etmeyi ortak sorumluluk olarak kabul ediyoruz. HAVELSAN olarak büyük bir aileyiz. 2 bin 800 kişiyi bulan büyük bir mühendis, teknisyen ve çalışan ordusuna sahibiz. Bu kişileri, aileleriyle birlikte düşündüğümüzde de çok daha fazla insana hitap etme, dokunma fırsatı sunuyor. Biz bu yıl kuruluşumuzun da yıldönümü olan 13 Temmuz tarihi dolayısıyla bununla da bağdaştırarak, temmuz ayının ilk haftasını bağımlılıkla mücadele farkındalığı haftası ilan ediyoruz. Bünyemizde de Yeşilay'ımızla birlikte her yıl çeşitli seminerler, etkinlikler düzenleyerek bu farkındalığı arttırmayı planlıyoruz. Özellikle birçok insanın sigara gibi, teknoloji bağımlılığı gibi diğer bağımlılıklardan kurtulmak için mücadele ettiğini, hatta bir kısmının bu konuda maddi anlamda da birtakım faaliyetlere girerek bundan kaçınmaya çalıştığını biliyoruz. Dolayısıyla biz de bugünün faaliyeti kapsamında inşallah onlara destek olacağız' dedi. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>'Bu çalışma örnek bir çalışma olacak ve burada kalmayacak' </p><p>HAVELSAN ve Yeşilay'ın imzaladığı protokolün Türkiye'nin bağımsızlığına yönelik kararlılığın ve inancın açık bir işareti olduğunu vurgulayan Yeşilay Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç ise, 'HAVELSAN ülkemizin, insanımızın bağımsızlığıyla alakalı ciddi bir kararlılığa sahip. Bu nedenle HAVELSAN'ımızın 2 bin 800 çalışanının bağımlılıklardan korunmasıyla alakalı bu kadar bilgi, beceriye sahip olduktan sonra bu bilgi, beceriyi sadece kendileri için, aileleri için değil, bütün insanlarımız üstünde kullanacağını, ülkemizin tam anlamıyla bağımsızlığı için çalışmalara destek olacaklarını düşünüyorum, inanıyorum. İnşallah bunu yakın zamanda da göreceğiz. HAVELSAN'ımızda Yeşilay'ımızın bugün imzaladığı protokol ülkemizin ve insanımızın bağımsızlığına yönelik kararlılığın ve inancın çok açık ve net bir işaretidir. İnşallah bu çalışma örnek bir çalışma olacak ve bu çalışma burada kalmayacak. Başta diğer savunma sanayi şirketleri olmak üzere ülkemizin bağımsızlığıyla dertli her kurumun, her kişinin örnek alacağı, geleceği takip edeceği ve ülkemizin her anlamda bağımsızlık mücadelesine katkıda bulunacağı yeni bir yola sebep olacağına inanıyoruz' diye konuştu. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Ankara</category>
      <guid>https://www.yozgatmedya.com.tr/havelsan-ile-yesilay-arasinda-bagimlilikla-mucadele-protokolu-imzalandi</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 18:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yozgatmedyacomtr.teimg.com/crop/1280x720/yozgatmedya-com-tr/uploads/2026/07/agency/iha/havelsan-ile-yesilay-arasinda-bagimlilikla-mucadele-protokolu-imzalandi.jpg" type="image/jpeg" length="11618"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi'nde 'Refraktif Cerrahi Merkezi' hizmete girdi]]></title>
      <link>https://www.yozgatmedya.com.tr/ataturk-universitesi-arastirma-hastanesinde-refraktif-cerrahi-merkezi-hizmete-girdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yozgatmedya.com.tr/ataturk-universitesi-arastirma-hastanesinde-refraktif-cerrahi-merkezi-hizmete-girdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi bünyesinde, göz tedavilerinde kullanılan son teknolojiye sahip iki ileri düzey lazer sisteminin yer aldığı 'Refraktif Cerrahi Merkezi' hizmete açıldı. Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, 'Türkiye'de bu teknolojiyi kullanan ilk üniversite olma özelliğini taşıyoruz' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi bünyesinde, göz tedavilerinde kullanılan son teknolojiye sahip iki ileri düzey lazer sisteminin yer aldığı 'Refraktif Cerrahi Merkezi' hizmete açıldı. Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, 'Türkiye'de bu teknolojiyi kullanan ilk üniversite olma özelliğini taşıyoruz' dedi. </p><p>Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi'nde yeni teknoloji alanında devam eden değişim ve hamlelere bir yenisi daha eklendi. Hastanenin Göz Polikliniği Refraktif Cerrahi Merkezi törenle hizmete girdi. Açılış töreninde konuşan Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Koçer, ALCON WaveLight EX500 Excimer Lazer Sistemi ile SMILE Pro Lazer sisteminin güçlerine güç katacağını söyledi. </p><p>'Dünyada refraktif cerrahide kullanılan en gelişmişi' </p><p>Araştırma Hastanesi bünyesinde kurulan Refraktif Cerrahi Merkezi'nin Doğu Anadolu'nun göz sağlığı tarihinde yeni bir sayfa açtığını, bölgenin ve ülkenin geleceğine ışık tutacak bir eserin hayata geçtiğini ifade eden Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu,, 'Üniversitemiz, yalnızca bir eğitim kurumu değil; aynı zamanda bölgesel ve ulusal ölçekte ciddi bir sağlık hizmeti sorumluluğu taşıyan büyük bir sağlık kuruluşudur. Bu sorumluluğun bilinciyle, Araştırma Hastanemizin teknolojik altyapısını sürekli ve kararlı bir şekilde güçlendiriyoruz. Geçtiğimiz süreçte hastanemize kazandırdığımız ileri teknolojiye sahip görüntüleme sistemlerinden ameliyat mikroskoplarına, tomografi cihazlarından anjiyografi ünitelerine kadar attığımız her adım, Erzurum'u ve Doğu Anadolu'yu sağlıkta en ileri teknolojilerle buluşturmak için aynı vizyonla atılan adımların farklı yansımalarıdır. Açılışını yaptığımız Refraktif Cerrahi Merkezimiz de bu vizyonun en somut göstergelerinden biridir. Merkezimiz, dünyada refraktif cerrahide kullanılan en gelişmiş ve son teknolojiyi içeren iki cihazla donatılmıştır. Türkiye'de bu teknolojiyi kullanan ilk üniversite olma ayrıcalığı, bizlere büyük bir gurur yaşatırken; aynı zamanda daha fazla üretmeyi, daha fazla geliştirmeyi ve sağlık alanında öncü uygulamalara liderlik etmeyi gerektiren önemli bir sorumluluğu da omuzlarımıza yüklemektedir' dedi. </p><p>'Göz sağlığı alanında uluslararası standartlara ulaştık' </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Merkezde hizmete sunulan SMILE Pro Lazer Sistemi'nin, kırma kusurlarının tedavisinde dünyadaki en güncel ve en gelişmiş teknolojilerden biri olarak öne çıktığını vurgulayan Hacımüftüoğlu, 'Small Incision Lenticule Extraction' yöntemine dayanan bu ileri teknoloji, korneada yalnızca yaklaşık 2 milimetrelik küçük bir kesi oluşturularak lentikül adı verilen doku parçasının çıkarılması esasına dayanmakta; böylece gözün doğal anatomik yapısı büyük ölçüde korunmaktadır. Göz damlası ile sağlanan lokal anestezi altında gerçekleştirilen, tamamen ağrısız ve 10 dakikadan kısa sürede tamamlanan bu işlem, hastalara son derece konforlu bir tedavi deneyimi sunmaktadır. Merkezimizde bulunan SMILE Pro Lazer, ReLEx SMILE teknolojisinin en yeni ve optimize edilmiş versiyonu olup, 2024 yılında geliştirilen VisuMax 800 platformu ile uygulanmaktadır. Lazer uygulama süresini yalnızca 7 saniyeye kadar düşüren bu yenilikçi sistem, yapay zekâ destekli kalibrasyon teknolojisi sayesinde son derece yüksek hassasiyetle çalışmakta, düşük enerji kullanımıyla dokuya minimum ısı aktararak iyileşme sürecini hızlandırmaktadır. Flap oluşturulmaması sayesinde kornea sinirlerinin korunması, göz kuruluğu riskinin azalması, daha stabil görme kalitesi sağlanması ve hastaların ekseriyatla bir gün içerisinde günlük yaşamlarına dönebilmeleri bu teknolojinin sunduğu önemli avantajlar arasında yer almaktadır. Bununla birlikte sistem; 10 diyoptriye kadar miyopi, 6 diyoptriye kadar astigmat ve hipermetropi tedavisinde etkin sonuçlar sunarken, yeni geliştirilen Presbyond yöntemiyle yaşa bağlı yakın görme problemlerine çözüm üretebilmekte, keratokonus hastalarında CAIRS uygulamaları ve korneal halka tedavileri ile göz nakillerinde yüksek hassasiyet gerektiren korneal kesilerin güvenle gerçekleştirilmesine de imkân sağlamaktadır. Bu güçlü teknolojik altyapı sayesinde, göz sağlığı alanında uluslararası standartlarda tanı ve tedavi hizmeti sunma hedefimizi daha da ileri taşımanın gururunu yaşıyoruz' şeklinde konuştu. </p><p>'Kapasitemizi daha da güçlendirdik' </p><p>Merkezde hizmete sunulan bir diğer önemli cihazında ALCON WaveLight EX500 Excimer Lazer Sistemi olduğunu anlatan Hacımüftüoğlu, 'Kornea cerrahisinde yüksek hassasiyet ve güvenlik sunan ileri teknolojiye sahip bir altyapıyı temsil etmektedir. Kornea epitelinin manuel olarak kaldırılmasının ardından 193 nanometre dalga boyundaki Argon Florür lazer ile kornea stromasında gerçekleştirilen fotoablasyon işlemlerinin yanı sıra, epitelin cihaz tarafından tamamen temassız (No-Touch) yöntemle uzaklaştırılmasına imkân tanıyan gelişmiş uygulama seçeneğini de bünyesinde barındırmaktadır. Üstün göz takip sistemi sayesinde işlem boyunca maksimum doğruluk sağlayan bu teknoloji; özellikle düşük dereceli kırma kusurlarının düzeltilmesinde, askerlik ve polislik gibi korneada iz oluşumunun istenmediği meslek gruplarında, travma riski yüksek mesleklerde görev yapan ya da kontakt sporlarla ilgilenen bireylerde, ince kornea yapısına sahip hastalarda, kornea yüzey düzensizliklerinin tedavisinde ve korneal ablasyon gerektiren özel klinik durumlarda güvenle kullanılmaktadır. Böylece hastalarımıza, uluslararası standartlarda, yüksek başarı oranına sahip, güvenilir ve kişiye özel tedavi seçenekleri sunma kapasitemizi daha da güçlendirmiş bulunuyoruz. Bu merkez yalnızca iki ileri teknoloji cihazın bir araya gelmesinden ibaret değildir. Bu merkez; bölgemizin artan refraktif cerrahi ihtiyacına kayıtsız kalmama kararlılığımızın, hastalarımıza dünya standartlarında hizmet sunma azmimizin ve yetişecek yeni göz hekimlerimizi en donanımlı şekilde eğitme sorumluluğumuzun somut bir yansımasıdır. Üniversitemiz, sağlık hizmeti sunmakla yetinmeyip aynı zamanda akademik eğitime ve bilimsel araştırmaya öncülük etme ilkesinden asla taviz vermeyecektir' diye konuştu. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Erzurum</category>
      <guid>https://www.yozgatmedya.com.tr/ataturk-universitesi-arastirma-hastanesinde-refraktif-cerrahi-merkezi-hizmete-girdi</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 15:35:12 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yozgatmedyacomtr.teimg.com/crop/1280x720/yozgatmedya-com-tr/uploads/2026/07/agency/iha/ataturk-universitesi-arastirma-hastanesinde-refraktif-cerrahi-merkezi-hizmete-girdi.jpg" type="image/jpeg" length="22271"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Karaciğerinde 13 santimetrelik tümör bulunan hasta 10 saatlik ameliyatla sağlığına kavuştu]]></title>
      <link>https://www.yozgatmedya.com.tr/karacigerinde-13-santimetrelik-tumor-bulunan-hasta-10-saatlik-ameliyatla-sagligina-kavustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yozgatmedya.com.tr/karacigerinde-13-santimetrelik-tumor-bulunan-hasta-10-saatlik-ameliyatla-sagligina-kavustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karaciğerinde 13 santimetrelik tümör tespit edilen 77 yaşındaki emekli ambulans şoförü Mustafa Elçi, Gaziantep Şehir Hastanesi'nde gerçekleştirilen ve 10 saat süren başarılı ameliyatın ardından sağlığına kavuştu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Karaciğerinde 13 santimetrelik tümör tespit edilen 77 yaşındaki emekli ambulans şoförü Mustafa Elçi, Gaziantep Şehir Hastanesi'nde gerçekleştirilen ve 10 saat süren başarılı ameliyatın ardından sağlığına kavuştu. </p><p>Adıyaman'da yaşayan emekli ambulans şoförü Mustafa Elçi, ani gelişen karın ağrısı ve karaciğerde şişlik şikayeti üzerine Gaziantep Şehir Hastanesi'ne başvurdu. Hastanede yapılan detaylı tetkiklerde Elçi'nin karaciğerinde yaklaşık 13 santimetre büyüklüğünde tümör tespit edildi. Bunun üzerine hastaya 8 haftalık çok aşamalı bir tedavi süreci planlandı. İlk olarak girişimsel radyoloji işlemleriyle tümör kontrol altına alınırken, ameliyat öncesinde sağlıklı karaciğer dokusunun büyümesi sağlandı. Hazırlık sürecinin tamamlanmasının ardından Genel Cerrahi ekibi tarafından ameliyata alındı. Op. Dr. Kerem Özgü, Op. Dr. Abdullah İlbey Yetim ve Op. Dr. Hüseyin Garip'in yer aldığı ekip tarafından gerçekleştirilen yaklaşık 10 saatlik operasyonla tümörü içeren karaciğerin sağ lobu başarıyla çıkarıldı. Ameliyatın ardından sağlığına kavuşan Mustafa Elçi, başarılı tedavi süreci sonrası taburcu edilirken bu tür ileri düzey karaciğer cerrahisinin Gaziantep'te başarıyla gerçekleştirilebilmesi, bölge halkı için de önemli bir umut oldu. </p><p>'Hastamızın karaciğerinde 12-13 santimli bir kitle tespit ettik' </p><p>Hastaneye başvuran 70 yaşındaki Mustafa Elçi'nin karaciğerindeki tümörün tespit edilme sürecini anlatan ve tespitin ardından Gaziantep Şehir Hastanesi Multidisipliner Tümör Konseyi kurduklarını söyleyen Op. Dr. Kerem Özgü, 'Hastamız 70 yaşında ve karaciğerinin sağ tarafında büyük bir tümör ile bize başvurdu. Yaptığımız tetiklerde karaciğerinin sağ tarafında hepatoselüler karsinom dediğimiz büyük bir kitleye, 12-13 santimli bir kitle tespit ettik. Bunun üzerine Gaziantep Şehir Hastanesi Multidisipliner Tümör Konseyi oluşturuldu. Konsey burada bir tıbbi onkolog, patolog, gastroenterolog, girişimsel radyologla beraber hasta değerlendirildi. Yaptığımız bu değerlendirmede hastanın başlangıçtaki karaciğerdeki büyük kitleden dolayı ameliyat sonrasındaki kalacak karaciğer rezervinin yeterli olmayacağına karar verdik. Bu yüzden de multidisipliner olarak çok aşamalı bir cerrahi plandık. Tabii bunu yapabilmek için multidisipliner çalışmak gerekiyordu. Öncelikle hastada nebulizasyon dediğimiz karaciğerin ana damarlarından birine tıkama işlemi yapıldı. Yaklaşık 2-3 hafta sonra yine tümörün büyümesini de kontrol etmemiz gerekiyordu ve ikinci aşama olarak da bir transarteriyel kemoembolizasyon dediğimiz karaciğerdeki tümöre giden damarlardan birine tıkama işlemi yapıldı. Buraya kadar her şey yolunda gitti ve aradan bir 5-6 hafta geçtikten sonra hastayı cerrahi için hazırlamaya başladık. Tabii bu süreç bu ana kadar bizim için yorucu geçti. Hastayla hep iletişim halinde kaldık ama bundan sonraki ameliyat işi işin asıl büyüğüydü' dedi. </p><p>'10 saat süren başarılı ameliyatla sağlığına kavuştu' </p><p>Başarılı geçen ameliyat sürecinden bahseden Op. Dr. Özgü, 'Bu aşamada anesteziden preoperatif olarak ciddi bir destek aldık. Ameliyat sırasında da ciddi bir desteğimiz oldu. Sağ olsun Hüseyin Göksu Hocam hastanın başından bir dakika ayrılmadı. Ameliyatımız 9-10 saat sürdü ve hasta başarılı bir operasyonla ameliyat sonrası yoğun bakıma alındı. Ve yoğun bakımda ilk gün herhangi bir sıkıntımız olmadı. Ertesi gün hastayı solunum cihazından ayırdık ve ameliyattan sonra 3. günde odasını aldık. Böyle bir mutlu son olması bizi çok mutlu etti. Tabi bu ameliyatı yapabilmek, böyle 3 aşamayı yapabilmek, Gaziantep Şehir Hastanesi 2 yıl önce kuruldu. Ve o aşamadan bu aşamaya gelebilmesi, böyle multidisipliner bir şekilde çalışılabilmesi çok önemli bir olay. Çok önemli bir başarı olduğunu düşünüyorum' ifadelerini kullandı. </p><p>'Aşamalı tedaviyle karaciğer yetmezliğinin önüne geçtik' </p><p>Gerçekleştirilen ameliyatın zamanlamasının önemine değinen Op. Dr. Özgü, aşamalı tedaviyle karaciğer yetmezliğinin önüne geçtiklerini aktararak, 'Biz ameliyatı en başta direkt, biz genişletilmiş sağ hepatektomi ameliyatı yaptık. Ameliyatı en başta direkt yapsaydık belki hastalık karaciğer yetmezliği gelişecekti. Ama bu yaptığımız aşamalı tedaviyle karaciğer yetmezliğinin önüne geçtik. Aynı zamanda tümörü kontrol altına aldık. Burada ciddi tümör konseylerinin önemi var. Yani bir tıbbi onkolog, gastroenterolog, girişimsel radyolog. Bu hocalarımızdan büyük destek gördük. Belki bu ameliyatı yapmamızda bizi cesaretlendiren hocalarımız oldu. Bütün ekibe çok teşekkür ediyorum' ifadelerine yer verdi. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>'Asıl başarımız ekip olmamız' </p><p>Prof. Dr. Ahmet Uluşan, 'Hastamız, karaciğerde büyük bir kitle sebebiyle hastanemize başvurdu. Ama ameliyatın riskli olması, ileride bir karaciğer yetmezliği gelişebileceği öngörüsüyle onkoloji konseyimizde, multidispliner onkoloji konseyimizde hasta değerlendirildi. Burada ilk önce hastamızın karaciğerinin daha uygun hale getirilmesi sağlandı. Burada embolizasyon işlemi uygulandı. Ve daha sonrasında tümörün küçültülmesi için transarteriyel kemoembolizasyon işlemi uygulandı. Tümör küçüldükten sonra cerrah arkadaşlar tarafından yine konsey kararıyla ameliyat kararı alındı. Yaklaşık bir 10 saat süren uzun bir işlemden sonra hastamız sağlığına kavuştu. Yani burada asıl önemli olan, dikkatinizi çekmemiz gereken şey aslında bu işin multidispliner yöntemlerle yapıldı. İlk önce girişimsel radyoloji tarafından, sonra medikal onkologlar, daha sonra genel cerrahi ekibi, bunların yanında yine anestezi, patoloji ekipleri, gastroenteroloji ekipleriyle beraber bu işlemin gerçekleştirilmesi ve bunun sonucunda da hastayı şifayla taburcu edeceğiz inşallah' şeklinde konuştu. </p><p>Multidispliner bir yaklaşım ile çeşitli bölümlerden cerrahların ortak çalışması sonucu hastanın hazır hale getirildiğini söyleyen Prof. Dr. Ahmet Uluşan, sadece cerrahların değil tüm ekibin iyi olması gerektiğini aktardı. </p><p>'Ameliyata girerken öleceğimi düşündüm ama doktorlarımız beni tekrar hayata döndürdü' </p><p>Ameliyata girerken yaşama ihtimalinin olmadığını düşündüğünü söyleyerek, yaşadığı zorlu hastalık sürecini anlatan Mustafa Elçi, 'Ben emekli olduktan sonra çalışmaya başladım. Çalıştıktan sonra aradan 2-3 ay geçti. Karnımın sağ tarafımdan bir ağrı ortaya çıktı. Bir türlü anlayamadım. Hiç de doktora gitmedim. İlk defa doktora gidiyorum. Geçmişte hiç de iğne bile vurulmadım. Gaziantep Şehir Hastanesi'ne başvurdum. Acile girdim ilk tetkiklerde şeker, tansiyon denildi. Ardından doktor geldi ve karnımı muayene etti. Beni film çektirmeye gönderdi. Film sonuçlarım çıktığında bana tekrar gün verdi. Geldiğimde karaciğeri bağlamamız lazım, kestirmemiz lazım dedi. 3 defa koltukaltımdan bir kere de kasıktan işlem yaptılar. En son ise ameliyatla aldılar ve beni kurtardılar dolayısıyla Gaziantep Şehir Hastanesi'ne ve tüm ekibine teşekkür ediyorum. Ben ilk hastaneye geldiğim zaman ameliyata gireceğimi duyduğumda umutsuz girdim ama Allah'a şükür umutlu çıktım hastaneden. Çünkü dediğim gibi ameliyata girerken öleceğimi düşündüm ama sağ olsun doktorlarımız beni tekrar hayata döndürdü' diye konuştu. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Gaziantep</category>
      <guid>https://www.yozgatmedya.com.tr/karacigerinde-13-santimetrelik-tumor-bulunan-hasta-10-saatlik-ameliyatla-sagligina-kavustu</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 14:42:58 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yozgatmedyacomtr.teimg.com/crop/1280x720/yozgatmedya-com-tr/uploads/2026/07/agency/iha/karacigerinde-13-santimetrelik-tumor-bulunan-hasta-10-saatlik-ameliyatla-sagligina-kavustu.jpg" type="image/jpeg" length="19520"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Burun spreyi bağımlılığına dikkat]]></title>
      <link>https://www.yozgatmedya.com.tr/burun-spreyi-bagimliligina-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yozgatmedya.com.tr/burun-spreyi-bagimliligina-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Burun açıcı spreylerin 5-7 günden uzun süre kullanılmasının bağımlılığa neden olabileceğini belirten uzmanlar, bilinçsiz kullanımın burun dokusunda kalıcı hasara kadar uzanan ciddi sorunlara yol açabileceği uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Burun açıcı spreylerin 5-7 günden uzun süre kullanılmasının bağımlılığa neden olabileceğini belirten uzmanlar, bilinçsiz kullanımın burun dokusunda kalıcı hasara kadar uzanan ciddi sorunlara yol açabileceği uyarısında bulundu. </p><p>Uzmanlar, burun spreylerinin iki ana gruba ayrıldığını, özellikle burun tıkanıklığını kısa sürede gideren spreylerin yalnızca akut dönemde ve doktor önerisiyle kullanılması gerektiğini söyledi. Burun açıcı spreylerin en fazla 5 ila 7 gün kullanılması gerektiğini vurgulayan uzmanlar, bu sürenin aşılması halinde spreylerin fayda yerine zarar vermeye başladığını ifade etti. </p><p>'5 gün, bir haftadan fazla kullanılan spreyler fayda yerine zarar vermeye başlıyor' </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Burun spreyleri ile ilgili bilgi veren Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Cerrahi Tıp Bilimleri Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıklarından Prof. Dr. Hamdi Arbağ, 'İki çeşit burun spreyi grubu var diyebiliriz. Biri bunların tedavi amaçlı burnu hemen açan burun spreyleri. Bunları biz akut dönemde burnu tıkalı olan, sinüzit olan, alerjisi olan, çok sıkıntıda olan hastalarda hemen tedaviye başlayalım, semptomatik tedavi dediğimiz burnu hemen açma yönünde tedaviler. Yalnız bunda en önemli husus 5 gün, bir haftadan fazla bu spreylerin kullanılmaması. 5 gün, bir haftadan fazla kullanılan spreyler fayda yerine zarar vermeye başlıyor. Dolayısıyla hastayı uyarıyoruz. Eğitimlerde söylüyoruz. Öğrenci eğitiminde, asistan eğitiminde genel bir bilgi birikimi var ama nedense yani ya ciddiye alınmıyor veya bu uyarıyı böyle olduğunu hastalar bilmiyor. Dolayısıyla bu hemen açan burun spreylerinin bir hafta veya 5 günden fazla kullanılmaması, kullanılırsa burun etlerinde dejenerasyon yapacağı için burnun yapısını bozar' dedi. </p><p>'Birçok hastada aslında hastalık yok' </p><p>Prof. Dr. Hamdi Arbağ söyle devam etti: </p><p>'Bunların tedavisi bu burun spreylerinden bir an önce kurtulmak. Burnum tıkalı diye geliyor. Biz de bakıyoruz eğrilik mi var, burun içinde et mi var, alerji mi var? Yani burun tıkanıklığı yapan sebepleri araştırıyoruz. Aklımıza çoğu zaman geliyor veya biz de soruyoruz. Bunun tabii belirtileri oluyor veya hasta kendisi çıkarıyor, ben bu burun spreysiz yaşayamıyorum diye. Ne ile geliyor, burun tıkanıklığı ve burun kuruluğuyla geliyor. Sebebi de tedavi için kullandığı ilaç. Yani birçok hastada aslında hastalık yok. Yani burun tıkanıklığına sebep olacak eğrilik yok, polip yok, herhangi bir şey yok. Burnu herhangi bir nedenle alışmış veya herhangi bir nedenle bir yerden tavsiye almış böylelikle başlamış. Yani bu çoğu hastada bu ilacı bıraktığı anda burun tıkanıklığı da kaybolmuş oluyor veya şikayetleri geçmiş oluyor.' </p><p>'Burun etleri tamamen bozulmuş, dejenere olmuş, işlevsiz hale gelmişse cerrahi yönteme başvuruyoruz' </p><p>Bu bağımlılığın tedavisinin ilacı bırakmak olduğunu ifade eden Prof. Dr. Hamdi Arbağ, 'İlk aşama bu. İkinci aşamada bunun etkilerini yok edecek. Hekimin önerdiği işte nemlendirilmeye yönelik tedavilerimiz var. Onlar kullanılabilir. Veya o konkaların kendine gelebilmesi için başka grup spreyler kullanılabilir. Nihayetinde eğer burun etleri tamamen bozulmuş, dejenere olmuş, işlevsiz hale gelmişse cerrahi yönteme başvuruyoruz. Burun çok önemli bir yapı, fonksiyonel açıdan burun tıkanıklığı, burundan nefes alamama, bizim polikliniklere en baş en sık başvuru sebeplerinden biri. Burnu işlevsiz hale getirmek, sağlıklı bir hayat olmaması, uyku apnesine kadar gidebiliyor. Yani cerrahi her şeyin de çözümü değil. Cerrahi nihayetinde mecbur kaldığımız vakalarda yapıyoruz. Yani işin özü bu ilaçlara hiç başvurmamak, başvurdu, geri dönüşsüz hale gelir mi çok uzun süre olanlarda hastaları biraz da uyarmak gerekiyor. Geri dönüşsüz hale de gelebilir. Dolayısıyla bunun ciddiyetini anlatmak gerekiyor. Yani bu bozdu, bunu bir şekilde düzeltiriz anlamı çıkmıyor. Dolayısıyla başta kullanmamak, başta bu işe bulaşmamak veya doktor tavsiyesi, doktor gözetiminde kullanılabilir' diye konuştu. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Konya</category>
      <guid>https://www.yozgatmedya.com.tr/burun-spreyi-bagimliligina-dikkat</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 11:45:41 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yozgatmedyacomtr.teimg.com/crop/1280x720/yozgatmedya-com-tr/uploads/2026/07/agency/iha/burun-spreyi-bagimliligina-dikkat.jpg" type="image/jpeg" length="64960"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz aylarında anne ve bebek sağlığını korumanın 5 altın kuralı]]></title>
      <link>https://www.yozgatmedya.com.tr/yaz-aylarinda-anne-ve-bebek-sagligini-korumanin-5-altin-kurali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yozgatmedya.com.tr/yaz-aylarinda-anne-ve-bebek-sagligini-korumanin-5-altin-kurali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında artan sıcaklık ve nemin, hamilelik sürecinde anne adaylarını daha fazla etkileyebileceğini belirten Op. Dr. Bilgi Uslu Aybar, yeterli sıvı tüketimi, güneşten korunma, dengeli beslenme ve aşırı sıcaktan kaçınmanın hem anne hem de bebeğin sağlığı açısından büyük önem taşıdığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan sıcaklık ve nemin, hamilelik sürecinde anne adaylarını daha fazla etkileyebileceğini belirten Op. Dr. Bilgi Uslu Aybar, yeterli sıvı tüketimi, güneşten korunma, dengeli beslenme ve aşırı sıcaktan kaçınmanın hem anne hem de bebeğin sağlığı açısından büyük önem taşıdığını söyledi. </p><p>Hamilelik, bir kadının hayatındaki en özel dönemlerden biri olarak görülüyor. Bu süreçte anne adayının vücudunda hem fiziksel hem de duygusal büyük değişimler yaşanıyor. Bebeğin sağlıklı gelişimi için anne adayının beslenmesinden uyku düzenine, hareketliliğinden stres yönetimine kadar birçok faktöre dikkat edilmesi gerekiyor. Özellikle yaz aylarında artan hava sıcaklığı, nem oranı ve terleme, hamilelik sürecini daha da zorlayıcı hale getirebiliyor. Dehidrasyon, vücut ısısının yükselmesi, enfeksiyon riski ve yorgunluk gibi etkenler hem anne hem de bebek için ek önlemler alınmasını zorunlu kılıyor. Memorial Antalya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü'nden Op. Dr. Bilgi Uslu Aybar, yaz mevsiminde hamilelik yaşayan anne adaylarının karşılaşabileceği riskler ve korunma yöntemleri hakkında önemli bilgiler verdi. </p><p>Gebelik sürecinde olanların yaz aylarında dikkat etmesi gerekenler </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Op. Dr. Aybar, gebelik süreci, özellikle yaz aylarında anne adayından ekstra özen ve dikkat talep ettiğini ifade ederek, 'Vücut zaten bebeğin ihtiyaçlarını karşılamak için yoğun bir çaba içindeyken, yüksek sıcaklıklar bu dengeyi bozabilir. Bu dönemde anne adaylarının hem kendi sağlığını hem de bebeğin gelişimini korumak için bilinçli adımlar atması büyük önem taşımaktadır' dedi. </p><p>Sıcak havalarda sıvı tüketimi hayati önem taşır </p><p>Gebelik sürecinde özellikle dikkat edilmesi gerekenleri anlatan Op. Dr. Aybar, 'Yaz aylarında vücut daha fazla sıvı kaybeder. Hamilelikte günlük en az 2,5-3 litre su tüketimi önerilir. Susuzluk hissetmeden düzenli aralıklarla su içmek, idrar yolu enfeksiyonları ve erken doğum riskini azaltır. Sade suyun yanı sıra taze sıkılmış meyve suları ve ayran da tercih edilebilir. Özellikle 11.00-16.00 saatleri arasında doğrudan güneş altında bulunulmamalıdır. Hafif, pamuklu, açık renkli ve bol kıyafetler giyilmeli, geniş kenarlı şapka ve güneş gözlüğü kullanılmalıdır. Klima veya vantilatörle serin ortamlar tercih edilmelidir. Yazın enfeksiyon riski artar. Havuz yerine denizin tercih edilmesi önerilir. Yüzme sonrası hemen duş alınmalı ve mayo değiştirilmelidir. İdrar yolu ve vajinal enfeksiyonlara karşı hijyen kurallarına titizlikle uyulmalıdır. Ağır ve yağlı yiyeceklerden kaçınılmalı, taze sebze-meyve ağırlıklı beslenilmelidir. Çiğ et, suşi, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve aşırı tuzlu gıdalar riskli olabilir. Yemekler küçük porsiyonlar halinde ve sık sık tüketilmelidir. Hamilelikte yürüyüş ve hafif egzersizler yazın da devam edebilir ancak serin saatlerde yapılmalıdır. Aşırı terleme ve yorgunluk hissedildiğinde hemen dinlenilmelidir. Güneş kremi (güvenli olanlar) düzenli kullanılmalıdır. Uzun yolculuklarda mola verilerek bacaklarda kan dolaşımı desteklenmelidir. Reflü ve şişkinlik şikayetleri artabileceğinden yatmadan 2-3 saat önce yemek yenmemelidir' şeklinde konuştu. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Antalya</category>
      <guid>https://www.yozgatmedya.com.tr/yaz-aylarinda-anne-ve-bebek-sagligini-korumanin-5-altin-kurali</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 11:42:53 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yozgatmedyacomtr.teimg.com/crop/1280x720/yozgatmedya-com-tr/uploads/2026/07/agency/iha/yaz-aylarinda-anne-ve-bebek-sagligini-korumanin-5-altin-kurali.jpg" type="image/jpeg" length="50428"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Aşırı terleme özgüven kaybına neden olabiliyor']]></title>
      <link>https://www.yozgatmedya.com.tr/asiri-terleme-ozguven-kaybina-neden-olabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yozgatmedya.com.tr/asiri-terleme-ozguven-kaybina-neden-olabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aşırı terlemenin tıbbi adıyla hiperhidroz olarak tanımlandığına değinen Dermatoloji Uzmanı Dr. Gizem Gökçedağ Ünsal, 'Terleme normal bir vücut fonksiyonudur. Ancak belirgin bir neden olmaksızın ortaya çıkarak kişinin iş, eğitim, sosyal yaşam veya psikolojik durumunu olumsuz etkiliyorsa hiperhidrozdan söz edilir. Sürekli terleme nedeniyle kişiler el sıkışmaktan kaçınabilir, sosyal ortamlarda rahatsızlık hissedebilir veya mesleki performanslarının etkilendiğini düşünebilir. Özellikle görünür bölgelerdeki terleme özgüven kaybına, sosyal çekingenliğe ve kaygı düzeyinde artışa neden olabilir' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Aşırı terlemenin tıbbi adıyla hiperhidroz olarak tanımlandığına değinen Dermatoloji Uzmanı Dr. Gizem Gökçedağ Ünsal, 'Terleme normal bir vücut fonksiyonudur. Ancak belirgin bir neden olmaksızın ortaya çıkarak kişinin iş, eğitim, sosyal yaşam veya psikolojik durumunu olumsuz etkiliyorsa hiperhidrozdan söz edilir. Sürekli terleme nedeniyle kişiler el sıkışmaktan kaçınabilir, sosyal ortamlarda rahatsızlık hissedebilir veya mesleki performanslarının etkilendiğini düşünebilir. Özellikle görünür bölgelerdeki terleme özgüven kaybına, sosyal çekingenliğe ve kaygı düzeyinde artışa neden olabilir' dedi. </p><p>Terleme, vücudun sıcaklık dengesini korumasını sağlayan doğal bir mekanizma olarak kabul edilse de bazı kişilerde günlük yaşamı olumsuz etkileyecek düzeyde görülebiliyor. Özellikle ortam sıcaklığı, fiziksel aktivite veya duygusal durumla açıklanamayan yoğun terleme şikayetlerinin bir sağlık sorununun belirtisi olabileceğine dikkat çeken İstinye Üniversitesi Liv Hospital Topkapı Dermatoloji Uzmanı Dr. Gizem Gökçedağ Ünsal, hiperhidrozun yalnızca fiziksel değil, sosyal ve psikolojik etkileri de bulunan bir hastalık olduğunu söyledi. </p><p>'Günlük yaşamı etkiliyorsa dikkat' </p><p>Aşırı terlemenin tıbbi adıyla hiperhidroz olarak tanımlandığına değinen Uzm. Dr. Ünsal, 'Terleme normal bir vücut fonksiyonudur. Ancak belirgin bir neden olmaksızın ortaya çıkıyor ve kişinin iş, eğitim, sosyal yaşam veya psikolojik durumunu olumsuz etkiliyorsa hiperhidrozdan söz edilir. Primer fokal hiperhidroz tanısında genellikle en az altı aydır devam eden ve belirli bölgelerde yoğunlaşan aşırı terleme öyküsü aranır' diye konuştu. </p><p>'En sık avuç içi, ayak tabanı ve koltuk altında görülüyor' </p><p>Hiperhidrozun en sık avuç içlerinde, ayak tabanlarında, koltuk altlarında ve yüz bölgesinde görüldüğünü ifade eden Uzm. Dr. Ünsal, 'Bu bölgeler ter bezlerinin yoğun olarak bulunduğu alanlardır. Primer hiperhidrozda ter bezleri yapısal olarak normaldir. Günümüzde kabul edilen görüşe göre sorunun temelinde, ter bezlerini kontrol eden sempatik sinir sisteminin normalden daha aktif çalışması yer almaktadır. Bu nedenle kişi herhangi bir fiziksel efor sarf etmese bile yoğun terleme yaşayabilir' dedi. </p><p>'Her aşırı terleme genetik nedenlerden kaynaklanmıyor' </p><p>Aşırı terlemenin her zaman genetik nedenlerle ortaya çıkmadığını vurgulayan Uzm. Dr. Ünsal, 'Hiperhidroz genel olarak primer ve sekonder olmak üzere iki gruba ayrılır. Primer hiperhidroz çoğunlukla çocukluk veya ergenlik döneminde başlar ve altta yatan belirgin bir hastalık saptanamaz. Vakaların yaklaşık yüzde 30 ila 60'ında aile öyküsü bulunur. Ancak hastalığın yalnızca genetik faktörlerle ortaya çıktığını söylemek doğru değildir' dedi. </p><p>Sekonder hiperhidrozun ise başka sağlık sorunları veya bazı ilaçların kullanımına bağlı gelişebildiğini belirten Uzm. Dr. Ünsal, bu durumda terlemenin daha ileri yaşlarda başladığını ve vücudun daha geniş alanlarını etkileyebildiğini ifade etti. </p><p>'İstemsiz kilo kaybının gizli nedeni olabilir' </p><p>Sonradan başlayan, tüm vücutta görülen veya gece terlemeleriyle birlikte seyreden aşırı terleme durumlarında altta yatan nedenlerin araştırılması gerektiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Ünsal şu bilgileri paylaştı: 'Aşırı terleme bazı hormonal hastalıklar, tiroit bezinin aşırı çalışması, diyabet, enfeksiyonlar, menopoz, obezite, nörolojik hastalıklar ve bazı ilaçlarla ilişkili olabilir. Daha nadir olarak bazı kan hastalıkları ve kanser türleri de yaygın terlemeye neden olabilir. Özellikle gece terlemesi, istemsiz kilo kaybı, halsizlik veya başka sistemik belirtiler eşlik ediyorsa ayrıntılı tıbbi değerlendirme yapılmalıdır.' </p><p>'Stres ve kaygı terlemeyi artırabiliyor' </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Stres ve kaygının aşırı terlemenin en önemli tetikleyicileri arasında yer aldığına değinen Uzm. Dr. Ünsal, 'Heyecan, topluluk önünde konuşma, sınav stresi veya sosyal kaygı gibi durumlar sempatik sinir sistemini aktive ederek terleme miktarını artırabilir. Özellikle avuç içleri, koltuk altları ve yüz bölgesindeki terleme stresli dönemlerde belirgin şekilde artabilir. Ancak stres her zaman hiperhidrozun temel nedeni değildir. Birçok hastada mevcut olan terleme eğilimini artıran bir faktör olarak rol oynar' dedi. </p><p>'Özgüven kaybına ve sosyal çekingenliğe yol açabiliyor' </p><p>Hiperhidrozun yalnızca fiziksel değil, sosyal ve psikolojik sonuçları da olan bir hastalık olduğunu kaydeden Uzm. Dr. Ünsal, şunları söyledi: 'Sürekli terleme nedeniyle kişiler el sıkışmaktan kaçınabilir, sosyal ortamlarda rahatsızlık hissedebilir veya mesleki performanslarının etkilendiğini düşünebilir. Özellikle görünür bölgelerdeki terleme özgüven kaybına, sosyal çekingenliğe ve kaygı düzeyinde artışa neden olabilir. Araştırmalar, hiperhidrozun yaşam kalitesi üzerindeki etkisinin bazı kronik dermatolojik hastalıklarla karşılaştırılabilecek düzeyde olduğunu göstermektedir.' </p><p>'Tanıda ayrıntılı değerlendirme gerekiyor' </p><p>Hiperhidroz tanısının çoğu zaman ayrıntılı hasta öyküsü ve fizik muayene ile konulduğunu belirten Uzm. Dr. Ünsal, 'Terlemenin ne zaman başladığı, hangi bölgelerde görüldüğü, aile öyküsünün bulunup bulunmadığı ve günlük yaşamı ne ölçüde etkilediği değerlendirilir. Altta yatan bir hastalıktan şüphelenildiğinde kan şekeri ölçümü, tiroit fonksiyon testleri, tam kan sayımı ve diğer laboratuvar incelemeleri istenebilir' dedi. </p><p>Uzm. Dr. Ünsal, bazı durumlarda terleme alanlarını belirlemek veya tedavi planlamasına yardımcı olmak amacıyla iyot-nişasta testi gibi yöntemlerden de yararlanılabildiğini söyledi. </p><p>'Tedavide birçok seçenek bulunuyor' </p><p>Tedavi seçiminin terlemenin şiddetine, yaygınlığına ve etkilenen bölgeye göre belirlendiğini kaydeden Ünsal, 'İlk basamakta genellikle alüminyum klorür içeren medikal antiperspirantlar kullanılır. El ve ayak terlemelerinde iyontoforez tedavisi etkili seçeneklerden biridir. Bazı hastalarda ağızdan kullanılan ilaçlardan yararlanılabilir ancak bu ilaçların yan etkileri nedeniyle dikkatli kullanım gerekir' dedi. </p><p>'Botoks tedavisi tercih edilebilir' </p><p>Günümüzde en sık başvurulan yöntemlerden birinin botulinum toksin uygulamaları olduğunu belirten Ünsal, 'Botoks uygulamaları, ter bezlerini uyaran sinir uçlarından salınan asetilkolin adlı maddenin etkisini geçici olarak engeller. Özellikle koltuk altı hiperhidrozunda terleme miktarında belirgin azalma sağlayabilmekte ve birçok hastada yaşam kalitesinin artmasına katkıda bulunabilmektedir. Uygulama sonrasında terleme miktarında belirgin azalma sağlanabilir ve birçok hastada yaşam kalitesinde anlamlı düzelme görülür. Tedavinin etkisi genellikle birkaç gün içinde başlar ve çoğu hastada 4 ila 9 ay arasında devam eder. Etki azaldığında işlem tekrarlanabilir' açıklamasında bulundu. </p><p>'Cerrahi tedavi son seçenek olarak değerlendiriliyor' </p><p>Diğer tedavilerden yeterli fayda görmeyen ve yaşam kalitesi ciddi düzeyde etkilenen hastalarda cerrahi yöntemlerin gündeme gelebildiğini hatırlatan Uzm. Dr. Ünsal, 'Özellikle şiddetli avuç içi hiperhidrozunda endoskopik torakal sempatektomi etkili bir seçenektir. Bu yöntemde terlemeyi kontrol eden sempatik sinir zincirinin belirli bölümlerine müdahale edilir ve el terlemesinde yüzde 90'ın üzerinde başarı oranları bildirilmiştir' dedi. </p><p>Cerrahi tedavinin tamamen risksiz olmadığını da vurgulayan Uzm. Dr. Ünsal, 'En sık karşılaşılan sorun, vücudun başka bölgelerinde ortaya çıkan kompansatuvar terlemedir. Bunun yanı sıra nadir de olsa sinir yaralanmaları, ağrı ve bazı göğüs içi komplikasyonlar görülebilir. Bu nedenle cerrahi kararının deneyimli merkezlerde, ayrıntılı hasta değerlendirmesi sonrasında verilmesi gerekir' ifadelerini kullandı. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, İstanbul</category>
      <guid>https://www.yozgatmedya.com.tr/asiri-terleme-ozguven-kaybina-neden-olabiliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 10:00:09 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yozgatmedyacomtr.teimg.com/crop/1280x720/yozgatmedya-com-tr/uploads/2026/07/agency/iha/asiri-terleme-ozguven-kaybina-neden-olabiliyor.jpg" type="image/jpeg" length="17022"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gazze'de diyaliz krizi: Yüzlerce böbrek hastasının hayatı tehlikede]]></title>
      <link>https://www.yozgatmedya.com.tr/gazzede-diyaliz-krizi-yuzlerce-bobrek-hastasinin-hayati-tehlikede</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yozgatmedya.com.tr/gazzede-diyaliz-krizi-yuzlerce-bobrek-hastasinin-hayati-tehlikede" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gazze Şeridi'nde diyaliz cihazlarının çalışması için hayati önem taşıyan sodyum bikarbonatın tükenme noktasına gelmesi nedeniyle onlarca cihaz hizmet dışı kaldı. Doktorlar, yüzlerce böbrek yetmezliği hastasının tedavisinin aksadığını ve önlenebilir ölümlerin artabileceği uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gazze Şeridi'nde diyaliz cihazlarının çalışması için hayati önem taşıyan sodyum bikarbonatın tükenme noktasına gelmesi nedeniyle onlarca cihaz hizmet dışı kaldı. Doktorlar, yüzlerce böbrek yetmezliği hastasının tedavisinin aksadığını ve önlenebilir ölümlerin artabileceği uyarısında bulundu. </p><p>İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik abluka ve saldırıları nedeniyle sağlık sistemi çökme noktasına gelirken, diyaliz cihazlarının çalışması için gerekli tıbbi malzemelerin tükenmesi yüzlerce böbrek yetmezliği hastasının yaşamını tehlikeye attı. Bölgede diyaliz cihazlarının çalışması için hayati önem taşıyan sodyum bikarbonatın tükenme noktasına gelmesi nedeniyle onlarca cihaz hizmet dışı kaldı. Doktorlar, yüzlerce böbrek yetmezliği hastasının tedavisinin aksadığını ve önlenebilir ölümlerin artabileceği uyarısında bulundu. </p><p>'En acil sorun, diyaliz cihazlarının çalıştırılması için gerekli sodyum bikarbonattaki ciddi eksiklik' </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Şifa Tıp Hastanesi Nefroloji ve Böbrek Nakli Bölüm Başkanı Dr. Gazi al-Yazji, hastanenin diyaliz ünitesinde şu anda kronik böbrek yetmezliği bulunan 240 hastaya tedavi verildiğini ve bu hastaların daha önce haftada üç kez, her biri dört saat süren diyaliz seansları aldığını söyledi. Al-Yazji, bölümün birçok zorlukla karşı karşıya olduğunu, ancak en acil sorunun diyaliz cihazlarının çalıştırılması için gerekli sodyum bikarbonattaki ciddi eksiklik olduğunu belirtti. Bu eksikliğin 25 diyaliz cihazının hizmet dışı kalmasına yol açtığını söyleyen Dr. Gazi al-Yazji, yalnızca 26 cihazın sınırlı kapasiteyle çalışabildiğini ifade etti. Bunun sonucunda sağlık personeli, diyaliz seanslarını dört saatten üç saate düşürmek ve haftalık seans sayısını hasta başına üçten ikiye indirmek zorunda kaldı. Gazzeli doktor, diyaliz seanslarının azaltılması, hastalarda potasyum seviyesinin yükselmesine, sıvı tutulmasına, elektrolit ve vücudun asit-baz dengesinin bozulmasına neden olduğunu aktardı. Gazi al-Yazji, bu komplikasyonların hastaların sağlık durumunun ciddi şekilde kötüleşmesi ve ölüm riskinin önemli ölçüde artması anlamına geldiğini vurguladı. </p><p>Müdahale edebilecek tüm taraflara acilen sodyum bikarbonat temin edilmesi çağrısında bulunan al-Yazji, bu malzemenin yeniden sağlanmasının tüm diyaliz cihazlarının tekrar çalıştırılması ve hastaların uluslararası kabul görmüş tıbbi protokollere uygun şekilde tedavi edilebilmesi için hayati önem taşıdığını belirtti. </p><p>'Böbrek yetmezliği hastaları, hayatta kalabilmek için düzenli diyaliz tedavisine bağımlı' </p><p>Yaklaşık dört yıldır diyaliz tedavisi gören Wael Skik, diyaliz cihazlarının çalışması için gerekli hayati bir madde olan sodyum bikarbonat eksikliği nedeniyle hastaların son derece zor şartlarda yaşam mücadelesi verdiğini söyledi. Diyaliz seanslarının hem süresinin hem de sıklığının azaltılmasının hastaların yaşadığı sıkıntıyı artırdığını ve hayatlarını daha büyük risk altına soktuğunu belirten Wael Skik, böbrek yetmezliği hastalarının hayatta kalabilmek için düzenli diyaliz tedavisine bağımlı olduğunu söyledi. Wael Skik, Sağlık Bakanlığı'na, Dünya Sağlık Örgütü'ne ve uluslararası insani yardım kuruluşlarına çağrıda bulunarak, böbrek yetmezliği hastalarının yaşamlarını sürdürebilmeleri için sodyum bikarbonatın Gazze'ye girişinin acilen sağlanmasını istedi. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Gazze</category>
      <guid>https://www.yozgatmedya.com.tr/gazzede-diyaliz-krizi-yuzlerce-bobrek-hastasinin-hayati-tehlikede</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 09:45:12 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yozgatmedyacomtr.teimg.com/crop/1280x720/yozgatmedya-com-tr/uploads/2026/07/agency/iha/gazzede-diyaliz-krizi-yuzlerce-bobrek-hastasinin-hayati-tehlikede.jpg" type="image/jpeg" length="53043"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul'da rekor sıcaklık uyarısı: Aşırı sıcaklar kalbi zorluyor]]></title>
      <link>https://www.yozgatmedya.com.tr/istanbulda-rekor-sicaklik-uyarisi-asiri-sicaklar-kalbi-zorluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yozgatmedya.com.tr/istanbulda-rekor-sicaklik-uyarisi-asiri-sicaklar-kalbi-zorluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Alp Burak Çatakoğlu, 'Yaz aylarında alınacak basit önlemler, kalp krizi ve ritim bozukluğu riskini azaltabilir' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Alp Burak Çatakoğlu, 'Yaz aylarında alınacak basit önlemler, kalp krizi ve ritim bozukluğu riskini azaltabilir' dedi. </p><p>İstanbul Valiliği'nin yaptığı meteorolojik uyarıya göre kentte bugün yılın en sıcak gününün yaşanması bekleniyor. Hava sıcaklığının gölgede 34 dereceye, güneş altında ise 48 dereceye kadar ulaşabileceği, asfalt sıcaklığının 55 dereceyi bulabileceği ve yüksek nem nedeniyle hissedilen sıcaklığın 42 derece seviyelerine çıkabileceği bildirildi. Uzmanlar, özellikle günün en sıcak saatlerinde yaşlılar, kronik hastalığı bulunan bireyler ve kalp hastalarının zorunlu olmadıkça dışarı çıkmaması gerektiği konusunda uyarıyor. </p><p>Yaz aylarının gelmesiyle birlikte her geçen yıl daha da artan sıcaklıklar, yalnızca günlük yaşam konforunu değil, insan sağlığını da tehdit ediyor. Son yıllarda Avrupa başta olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde etkisini gösteren sıcak hava dalgaları, özellikle kalp ve damar hastalıkları bulunan bireyler açısından önemli riskler oluşturuyor. Liv Hospital Ulus Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Alp Burak Çatakoğlu, aşırı sıcakların kalp krizi, kalp yetmezliği, ritim bozuklukları ve inme gibi ciddi sağlık sorunlarının görülme sıklığını artırabileceğine dikkat çekiyor. </p><p>'Sıcak hava kalbin iş yükünü artırıyor' </p><p>Birçok kişi kalp krizlerini daha çok soğuk havalarla ilişkilendirse de bilimsel veriler, aşırı sıcakların da kalp sağlığı üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu ortaya koyuyor. Yapılan araştırmalarda, sıcak hava dalgaları sırasında kardiyovasküler nedenlere bağlı ölümlerde yüzde 15 ila 20 oranında artış görülebildiği bildiriliyor. </p><p>İnsan vücudunun ideal çalışma sıcaklığının yaklaşık 37 derece olduğunu belirten Prof. Dr. Alp Burak Çatakoğlu, hava sıcaklığının yükselmesiyle birlikte vücudun kendisini koruyabilmek için birtakım mekanizmaları devreye soktuğunu ifade etti. </p><p>Prof. Dr. Çatakoğlu, 'Yüksek sıcaklıklarda derideki damarlar genişler ve terleme artar. Vücut ısısını dengelemek amacıyla gelişen bu süreçte kalp, cilde daha fazla kan gönderebilmek için daha hızlı ve daha güçlü çalışmak zorunda kalır. Çok sıcak günlerde kalbin dakikada pompaladığı kan miktarı normalin birkaç katına kadar çıkabilir. Terleme ile birlikte gelişen sıvı ve elektrolit kaybı yerine konulamadığında ise kan yoğunlaşabilir, tansiyon düşebilir ve kalbin üzerindeki yük daha da artabilir' ifadelerini kullandı. </p><p>'Özellikle bu hasta grupları risk altında' </p><p>Aşırı sıcakların herkesi etkileyebileceğini ancak bazı bireylerde riskin çok daha yüksek olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çatakoğlu; koroner arter hastalığı bulunanlar, stent veya by-pass operasyonu geçirenler, kalp yetmezliği ve hipertansiyon hastaları, kalp pili veya ICD taşıyanlar, atriyal fibrilasyon gibi ritim bozukluğu bulunan kişiler, 65 yaş üzerindeki bireyler ile diyabet ve böbrek hastalarının sıcak havalarda daha dikkatli olması gerektiğini belirtti. </p><p>Özellikle idrar söktürücü kullanan hastalarda sıvı kaybının daha hızlı gelişebileceğini ifade eden Prof. Dr. Çatakoğlu, bazı tansiyon ilaçlarının da sıcak havaya uyum mekanizmalarını etkileyebileceğini belirterek, 'İlaç dozlarında değişiklik yapılması gerekiyorsa bunun mutlaka hekim önerisiyle gerçekleştirilmesi gerekir' uyarısında bulundu. </p><p>'Yaz aylarında kalbinizi koruyun' </p><p>Kalp sağlığını korumak için yaz aylarında bazı basit ancak etkili önlemler alınabileceğini söyleyen Prof. Dr. Alp Burak Çatakoğlu, susamayı beklemeden düzenli aralıklarla su tüketilmesi gerektiğini vurguladı. Çatakoğlu, kalp yetmezliği veya böbrek hastalığı bulunan bireylerin ise günlük sıvı tüketim miktarını mutlaka hekimleriyle birlikte belirlemesi gerektiğini ifade etti. </p><p>İstanbul Valiliği'nin de vatandaşları uyardığı gibi günün en sıcak saatleri olan 11.00-17.00 arasında mümkün olduğunca dışarı çıkılmamasını öneren Prof. Dr. Çatakoğlu, yürüyüş ve egzersizlerin sabah erken saatlerde veya gün batımından sonra yapılmasının daha güvenli olduğunu belirtti. Çatakoğlu, sıcak havalarda egzersiz yoğunluğunun azaltılması, daha sık dinlenme molaları verilmesi ve bulunulan ortamın serin tutulması gerektiğini de sözlerine ekledi. Beslenmenin de sıcak havalarda önem kazandığını belirten Prof. Dr. Çatakoğlu; karpuz, kavun, salatalık, yoğurt, ayran, salata ve soğuk çorbalar gibi sıvı içeriği yüksek besinlerin tercih edilmesini önerdi. Ağır, yağlı ve yüksek kalorili öğünlerin ise vücut ısısını artırabileceğini ifade eden Çatakoğlu, ayrıca aşırı kahve tüketimi, enerji içecekleri ve alkolün vücuttaki sıvı kaybını artırabileceğini hatırlattı. </p><p>Pamuklu, bol ve açık renkli kıyafetlerin tercih edilmesi, ılık-soğuk duş alınması veya bilek, boyun ve dirsek içlerine serin kompres uygulanmasının da vücut sıcaklığını düşürmeye yardımcı olabileceğini belirten Prof. Dr. Çatakoğlu, özellikle yalnız yaşayan ileri yaş bireylerin sıcak havalarda düzenli olarak kontrol edilmesi gerektiğini söyledi. </p><p>'Belirtileri göz ardı etmeyin' </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Baş dönmesi, çarpıntı, aşırı halsizlik, göğüs ağrısı, nefes darlığı, bayılma hissi ve bilinç bulanıklığı gibi belirtilerin sıcakla ilişkili ciddi sağlık sorunlarının habercisi olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Alp Burak Çatakoğlu, bu belirtilerin ortaya çıkması halinde kişinin vakit kaybetmeden serin bir ortama geçmesi, sıvı alması ve gerektiğinde acil sağlık hizmetine başvurması gerektiğini ifade etti. </p><p>Çatakoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: 'Özellikle göğüs ağrısı ve nefes darlığı kalp krizinin habercisi olabilir. Sıcak hava yalnızca rahatsızlık veren bir yaz sorunu değildir. Özellikle kalp ve damar hastalığı bulunan kişiler için ciddi sağlık riskleri oluşturabilir. Yaz aylarında alınacak birkaç basit önlem, kalp krizi, ritim bozukluğu ve kalp yetmezliği ataklarının önlenmesinde büyük fark oluşturabilir. Sıcakla mücadelede en güçlü ilaçlardan biri gölge, diğeri ise sudur.' </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, İstanbul</category>
      <guid>https://www.yozgatmedya.com.tr/istanbulda-rekor-sicaklik-uyarisi-asiri-sicaklar-kalbi-zorluyor</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 09:41:16 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yozgatmedyacomtr.teimg.com/crop/1280x720/yozgatmedya-com-tr/uploads/2026/07/agency/iha/istanbulda-rekor-sicaklik-uyarisi-asiri-sicaklar-kalbi-zorluyor.jpg" type="image/jpeg" length="56537"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlar oyun bağımlılığına karşı uyarıyor: 'Sanal dünya düşündüğümüzden daha tehlikeli, aileler dikkat etmeli']]></title>
      <link>https://www.yozgatmedya.com.tr/uzmanlar-oyun-bagimliligina-karsi-uyariyor-sanal-dunya-dusundugumuzden-daha-tehlikeli-aileler-dikkat-etmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yozgatmedya.com.tr/uzmanlar-oyun-bagimliligina-karsi-uyariyor-sanal-dunya-dusundugumuzden-daha-tehlikeli-aileler-dikkat-etmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sanal dünyanın çocukların davranışlarına etkilerine yönelik konuşan Dr. Öğretim Üyesi Tuba Kalay Usta, 'Çocuk ne izliyor ya da oyunda ne ile oynuyor? Özellikle son yıllarda başvurulan en yaygın konulardan bir tanesi teknoloji, oyun bağımlılığı. Bu ciddi bir sorun haline gelmiş durumda. Çevresinde şiddeti çok fazla gören çocukların bunu normalleştirme eğilimi oluyor. Sanal dünya şu an düşündüğümüzden daha tehlikeli bir durumda. Son yıllarda okul katliamı gibi korkunç sonuçlarla karşılaşıyoruz ne yazık ki, ebeveynler çok dikkatli olmalı' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sanal dünyanın çocukların davranışlarına etkilerine yönelik konuşan Dr. Öğretim Üyesi Tuba Kalay Usta, 'Çocuk ne izliyor ya da oyunda ne ile oynuyor? Özellikle son yıllarda başvurulan en yaygın konulardan bir tanesi teknoloji, oyun bağımlılığı. Bu ciddi bir sorun haline gelmiş durumda. Çevresinde şiddeti çok fazla gören çocukların bunu normalleştirme eğilimi oluyor. Sanal dünya şu an düşündüğümüzden daha tehlikeli bir durumda. Son yıllarda okul katliamı gibi korkunç sonuçlarla karşılaşıyoruz ne yazık ki, ebeveynler çok dikkatli olmalı' dedi. </p><p>Uzmanlar, aile içinde erken yaşta şiddetle karşılaşma, akran zorbalığı, sosyal dışlanma, sanal medya ve dijital platformlarda şiddet içeriklerine maruz kalan çocuklarda empati kaybı, şiddeti normalleştirme, saldırganlık gibi psikolojik ve davranışsal problemler olabildiğini ifade ederken aileleri sıklıkla uyarıyor. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta, geçtiğimiz günlerde Filipinler'de bir okulda yaşanan silahlı saldırılar sonrası da uzmanlar, çocuk ve ergenlere yönelik uyarılarını yineledi. Filipinler'deki saldırıda şüphelilerden birinin 'Kontrolsüz yıkım ve aşırı şiddet içeren mücadeleler barındıran' bir yapımı oynadığı ifade edilirken söz konusu oyuna geçici erişim engeli getirildi. Şiddet içerikli dijital oyunlara ve içeriklere maruz kalan çocukların şiddeti normalleştirebildiğini söyleyen Biruni Üniversitesi Eğitim Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü'nden Dr. Öğr. Üyesi Tuba Kalay Usta, ailelere önemli tavsiyelerde bulundu. </p><p>'Şiddeti çok fazla gören çocuklarda normalleştirme eğilimi oluyor' </p><p>'Son yıllarda bilgisayar oyunları ciddi şekilde kontrolden çıkmış durumda' diyerek sözlerine başlayan Dr. Öğr. Üyesi Tuba Kalay Usta, 'Çocukların şu anda dopamin ihtiyacını karşılayabilmek için çok hızlıca ulaşabildiği şey; bilgisayar oyunları. Evlerde velilerin çocuklarla sohbet bile edemediği bir ortam var. Şiddetin çok fazla olması şiddet eğilimini artırıyor. Çocukken frontal korteks (kişinin karar verme mekanizması üzerinde etkili olan beynin bölümü) çok gelişmediği için o saldırgan dürtülerin kontrolü çok daha zor oluyor. Çocuklar için bunları gerçek hayata taşımak ihtimali yetişkinlere kıyasla daha fazla. Ekranın içeriğinde çocuklar ne izliyor ya da oyunda ne ile oynuyor, çok fazla kontrol etmemiz gereken bir süreçteyiz. Çevresinde şiddeti çok fazla gören çocukların bunu normalleştirme eğilimi oluyor. Bir sorun çözme söz konusu olduğunda doğrudan saldırarak çözmek gibi bir şeye gidiyorlar' dedi. </p><p>'Ekranın içeriğinde ne var, kiminle konuşuyor?' </p><p>Ailelerin tutumuna ilişkin konuşan Kalay Usta, 'Çocuğa eşlik etmek, daha rehberlikçi bir pozisyonda kalmak gerekiyor. Ekranın içeriğinde ne var, kiminle konuşuyor, oyun esnasında biriyle diyalog halinde oluyorsa bunlar güvenilir mi, değil mi? Akran zorbalığına uğruyorsa, günlük hayatında kendini çok zayıf, yetersiz hissediyorsa bunları ebeveynleriyle paylaşamıyorsa ve yeterince destek alamıyorsa çocuk oyunda daha yenilmez, daha güçlü hissettiği için oyunun içine daha çok giriyor ya da oradaki bir karakterle özdeşim kuruyor. Çocuğumuzun yeterli hissedebilmesini desteklememiz, güven ortamını sağlamamız gerekiyor. Sosyal medyada yaş sınırı olumlu bir süreç getirir diye düşünüyorum. Velilerle çalışırken özellikle fark ettiğim şu oluyor; 'Ne yapalım ki, bizimle vakit geçirmek istemiyor'. Ortam, gerçekten güvenli mi diye görebilmek gerekiyor. Kick boks, boks oyunu gibi bazı oyunlarla, sporsal aktivitelerle bu duygularını açığa çıkarmalarına yardımcı olabiliriz. Sanal dünya aslında günlük hayatta karşılanmamış ihtiyaçların karşılandığı bir yer. Teknoloji kullanma konusunu sağlıklı bir yere çevirirsek çocukları daha başarılı, öğrenebilir noktaya taşıyabilirsek daha sağlıklı olabilir ama diğer açıdan çok sıkıntılı' şeklinde konuştu. </p><p>'Sanal dünya düşündüğümüzden daha tehlikeli, çok dikkatli olmalı' </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Teknoloji bağımlılığı konusundaki başvurulara yönelik konuşan Kalay Usta, 'Çok fazla var. Özellikle son yıllarda başvurulan en yaygın konulardan bir tanesi zaten teknoloji, oyun bağımlılığı. Bu ciddi bir sorun haline gelmiş durumda. Aile oyunları öneriyoruz, ailecek oynayabileceğiniz bir oyun olsun. Ebeveynlerin çocuklarıyla güzel bir bağ kurması, korkmaması, sanal dünyayı da tamamen korkulacak bir nesne haline getirmeyip daha faydalı nasıl kullanabilecekleri yönünde düşünmelerini önereceğim. Sanal dünya şu an düşündüğümüzden daha tehlikeli bir durumda ne yazık ki. Çocuk oyun oynuyor olduğunda özellikle şiddet içerikli oyunsa; hepimizin doğasında olduğu gibi çocuğun doğasında da var. Saldırganlık dürtülerini çok daha fazla kışkırtan bir yanı var. Bazı çocuklarda özellikle alt yapı varsa hem sosyal hem psikolojik etkenler de söz konusuysa ortaya çok daha yıkıcı durumlar çıkabiliyor. Son yıllarda gördüğümüz, okul katliamı gibi korkunç sonuçlarla karşılaşıyoruz ne yazık ki. Ebeveynler çok dikkatli olmalı. Özellikle Filipin olayından sonra bu oyunun kontrol altına alınmaya çalışılması iyi bir haber' diye konuştu. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, İstanbul</category>
      <guid>https://www.yozgatmedya.com.tr/uzmanlar-oyun-bagimliligina-karsi-uyariyor-sanal-dunya-dusundugumuzden-daha-tehlikeli-aileler-dikkat-etmeli</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 09:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yozgatmedyacomtr.teimg.com/crop/1280x720/yozgatmedya-com-tr/uploads/2026/07/agency/iha/uzmanlar-oyun-bagimliligina-karsi-uyariyor-sanal-dunya-dusundugumuzden-daha-tehlikeli-aileler-dikkat-etmeli.jpg" type="image/jpeg" length="33589"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye ve yakın coğrafyada bir ilk:Robotik navigasyon destekli beyin pili ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi]]></title>
      <link>https://www.yozgatmedya.com.tr/turkiye-ve-yakin-cografyada-bir-ilkrobotik-navigasyon-destekli-beyin-pili-ameliyati-basariyla-gerceklestirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yozgatmedya.com.tr/turkiye-ve-yakin-cografyada-bir-ilkrobotik-navigasyon-destekli-beyin-pili-ameliyati-basariyla-gerceklestirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Parkinson hastalığı, esansiyel tremor ve çeşitli hareket bozukluklarının tedavisinde uygulanan beyin pili ameliyatlarında kullanılan teknolojide bir dönüm noktası daha yaşandı. Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi PARMER bünyesinde, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanları Prof. Dr. Ali Zırh, Prof. Dr. Mustafa Yavuz Samancı ve PARMER cerrahi ekibi tarafından Türkiye ve yakın coğrafyada ilk kez ExcelsiusGPS robotik navigasyon sistemi kullanılarak Derin Beyin Stimülasyonu (DBS) ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Parkinson hastalığı, esansiyel tremor ve çeşitli hareket bozukluklarının tedavisinde uygulanan beyin pili ameliyatlarında kullanılan teknolojide bir dönüm noktası daha yaşandı. Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi PARMER bünyesinde, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanları Prof. Dr. Ali Zırh, Prof. Dr. Mustafa Yavuz Samancı ve PARMER cerrahi ekibi tarafından Türkiye ve yakın coğrafyada ilk kez ExcelsiusGPS robotik navigasyon sistemi kullanılarak Derin Beyin Stimülasyonu (DBS) ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi. </p><p>ExcelsiusGPS, beyin cerrahlarına operasyon öncesinde planlanan hedefe milimetrik hassasiyetle ulaşabilme imkânı sunan robotik navigasyon teknolojilerinden biri olarak öne çıkıyor. Sistem, operasyon sırasında cerraha gerçek zamanlı görüntüleme ve yönlendirme desteği sağlayarak planlanan cerrahi rotanın yüksek doğrulukla uygulanmasına yardımcı oluyor. Özellikle DBS gibi hedefleme hassasiyetinin kritik önem taşıdığı fonksiyonel beyin cerrahisi uygulamalarında önemli avantajlar sunuyor. Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi'nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanları Prof. Dr. Ali Zırh, Prof. Dr. Mustafa Yavuz Samancı sürecin tüm detaylarını anlattı. </p><p>'1700'ü aşkın deneyimimizi yeni teknolojiyle buluşturduk' </p><p>Hareket bozuklukları ve fonksiyonel beyin cerrahisi alanında uzun yıllardır çalıştıklarını ifade eden Prof. Dr. Ali Zırh, 'Hareket bozuklukları, özellikle de fonksiyonel beyin cerrahisi alanında hastalarımızı yıllardır tedavi ediyoruz. Geçmiş yıllarda 1700'ü aşan beyin pili ameliyatı serimizden elde ettiğimiz bilgi ve deneyimi şimdi yeni bir teknolojiyle bir araya getiriyoruz. Bu gelişme, hem cerrahi hassasiyet hem de hasta güvenliği açısından önemli bir adım' dedi. </p><p>'Ülkemizde ve yakın coğrafyada bir ilk' </p><p>Robotik cerrahinin uzun yıllardır farklı branşlarda başarıyla kullanıldığını ancak beyin pili ameliyatlarında gerekli hassasiyet nedeniyle uygulanamadığını belirten Prof. Dr. Zırh, 'Robotik cerrahi genel cerrahi, üroloji ve kadın doğum gibi alanlarda uzun zamandır kullanılıyor. Ancak beyin pili ameliyatlarında milimetrenin altında hata payıyla çalışmak gerektiği için bu teknolojiyi aynı düzeyde kullanamıyorduk. Bugün gerçekleştirdiğimiz vakayla ülkemizde ve yakın coğrafyada ilk kez robotik derin beyin stimülasyonu ameliyatını gerçekleştirmiş olduk' diye konuştu. </p><p>'Daha kesin hedefleme, daha az risk' </p><p>Yeni teknolojinin önemli avantajlar sunduğunu vurgulayan Prof. Dr. Zırh, 'Bu yöntem, mevcut tekniklere göre çok daha kesin hedefleme yapılmasına imkan sağlıyor. Aynı zamanda cerrahi sürenin kısalmasına ve ameliyata bağlı risklerin azaltılmasına katkı sunuyor. Geçmişin bilgi ve birikimini yarının teknolojisiyle birleştirerek hastalarımıza daha iyi hizmet vermeye ve sağlıklarını geliştirmeye devam edeceğiz' ifadelerini kullandı. </p><p>Daha güvenli cerrahi </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Robotik cerrahinin son yıllarda birçok branşta yaygın olarak kullanılmaya başlandığını ifade eden Prof. Dr. Mustafa Yavuz Samancı, 'Robotik cerrahi hem hekimler hem de hastalar için oldukça konforlu bir yöntem. Daha az kanama, daha doğru hedefleme ve daha güvenli bir ameliyat süreci sunuyor. Derin beyin stimülasyonu ise uzun yıllardır özellikle Parkinson ve diğer hareket bozuklukları hastalarında yaşam kalitesini artıran önemli bir tedavi yöntemi olarak kullanılıyor. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte bu alanda da robotik sistemlerden faydalanmaya başladık' dedi. </p><p>İnsan hatasını azaltan teknoloji </p><p>Robotik derin beyin stimülasyonunda daha önce manuel olarak yapılan bazı ayarların robot tarafından çok daha hassas şekilde gerçekleştirildiğini belirten Prof. Dr. Samancı, 'Bu sistem sayesinde insan kaynaklı hata payını azaltabiliyoruz. Aynı zamanda hedeften sapma riskini düşürerek hastalarımıza daha güvenli bir cerrahi sunabiliyoruz. Bunun yanında kanama riskinin azalması da yöntemin önemli avantajlarından biri' diye konuştu. </p><p>Küçük kesi hızlı iyileşme </p><p>Robotik teknolojinin iyileşme sürecine de olumlu katkı sağladığını vurgulayan Prof. Dr. Samancı, 'Ameliyat süresinin kısalması, hastaların aldığı anestezi miktarını da azaltıyor. Bu durum enfeksiyon ve kanama risklerinin düşmesine katkı sağlıyor. Ayrıca robotik sistemler sayesinde daha küçük kesilerle çalışabiliyoruz. Bu da hastaların ameliyat sonrası dönemi daha konforlu geçirmesine ve daha hızlı iyileşmesine yardımcı oluyor' ifadelerini kullandı. Gerçekleştirilen operasyon hakkında bilgi veren Prof. Dr. Samancı, 'Cerrahi uyguladığımız hastamız Parkinson tanısı bulunan bir kadın hastaydı. Bazı tereddütleri nedeniyle uzun süre ameliyat kararı ertelenmişti. Hastamızı genel anestezi altında robotik derin beyin stimülasyonu yöntemiyle opere ettik. Erken dönemde hastamızın durumu oldukça iyi ve kendisi de sonuçtan memnun. Hastamızın yüzünün güldüğünü görmek bizleri de mutlu ediyor' diye konuştu. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, İstanbul</category>
      <guid>https://www.yozgatmedya.com.tr/turkiye-ve-yakin-cografyada-bir-ilkrobotik-navigasyon-destekli-beyin-pili-ameliyati-basariyla-gerceklestirildi</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 09:25:17 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yozgatmedyacomtr.teimg.com/crop/1280x720/yozgatmedya-com-tr/uploads/2026/07/agency/iha/turkiye-ve-yakin-cografyada-bir-ilkrobotik-navigasyon-destekli-beyin-pili-ameliyati-basariyla-gerceklestirildi.jpg" type="image/jpeg" length="66165"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
