Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, su kaynaklarının korunması için bireysel tüketim alışkanlıklarının değişmesi, tarım, turizm ve sanayide su kullanımına yönelik düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerektiğini belirterek, rol model olmanın önemine dikkat çekti. Özkan, 'Öğretim üyeleri cuma günü odalarından çıkıyorlar, klima açık kalıyor. Pazartesi tekrar geliyorlar, klima açık. Böyle bir öğretim üyesinin yetiştirdiği bir öğrencinin suya sahip çıkmasını nasıl beklersiniz? Bu alanda davranış tarzımızı, kültürümüzü değiştirmemiz gerekiyor' dedi.

Akdeniz Üniversitesinde (AÜ) Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan başkanlığında 'Su Krizi' konulu bilgilendirme toplantısı düzenlendi. Toplantıda Antalya'nın su kaynaklarının mevcut durumu, iklim değişikliği, nüfus artışı ve sektörel tüketimin kaynaklar üzerindeki etkileri ile su verimliliğine yönelik çalışmalar ele alındı. Rektör Özkan'ın açıklamalarda bulunduğu toplantıda, AÜ Çevre Mühendisliği Bölümünden Prof. Dr. Ethem Karadirek de sunum yaptı.

Antalya'nın Torosları, denizi, şelaleleri ve tarım alanlarıyla suyla büyüyen bir şehir olduğunu belirten Özkan, Perge ve Patara gibi antik kentlerdeki su kanalları ve kemerlerinin, suyun medeniyetlerin gelişimindeki yerini gösterdiğini söyledi. Bilim ve teknolojideki gelişmelere rağmen suya gereken özenin gösterilmediğini dile getiren Özkan, üniversite olarak mühendisler ve biyologlarla birlikte farkındalık oluşturmayı amaçladıklarını ifade etti.

'Hep sular oradaydı, öyle kalacak sandık'

Düden Şelalesi ve Kırkgöz'deki su kaynaklarına değinen Özkan, 'Düden Şelalesi'ni, o debisini, yer altı sularını hatırlarsınız. Şimdi Kırkgöz'ün debisinin ne kadar azaldığını konuşuyoruz. Maalesef sular hep oradaydı, hep öyle kalacak sandık. Ama öyle değil. Bugün gördüğümüz Düden, aslında bize bunu bas bas bağırıyor: Su elimizden gidiyor. Sadece miktar olarak değil, kalite olarak da elimizden gidiyor. Üstelik mesele yalnızca suyu kötü kullanmamız değil. Burada su bitmiş, başka yerden su getirmeye kalkmışız; oradaki suyu da mahvetmişiz. Burada su azalmış, deniz suyunu kullanmaya yönelmişiz. Deniz suyu tatlı suya karışmış, tatlı suyu da mahvetmişiz. Peki, bu süreçte denize ne yapıyoruz? Aldığımız deniz suyunu dönüştürüyor, yüzde 70'ini tuz olarak tekrar denize geri veriyoruz. Denizlerdeki algleri mahvetmeye başlamışız. Yalnızca tatlı suyu değil, denizi de mahvetmeye başlamışız. Denizdeki suyu da bu şekilde mahvedersek 10 yıl sonra bugünkü yaşam şartlarımızı sürdüremeyeceğiz. Bunun farkında mıyız, bilmiyorum. Gerçekten bu kadar bol su içinde yaşayamayacağız. Bu nedenle en kısa zamanda bazı şeyleri değiştirmemiz gerekiyor' şeklinde konuştu.

'Biz yapmazsak arkamızdakilerin yapmasını bekleyemeyiz'

Tüketim alışkanlıklarının değişmesinde herkesin davranışlarıyla örnek olması gerektiğini vurgulayan Özkan, bazı öğretim üyelerinin hafta sonu odalarındaki klimaları açık bırakmasını örnek gösterdi. Özkan, 'Rol model olacağız hepimiz. Biz rol model olmazsak, biz yapmazsak arkamızdakilerin yapmasını bekleyemeyiz. Antalya çok sıcak olduğu için öğretim üyeleri cuma günü odalarından çıkıyorlar, klima açık kalıyor. Pazartesi tekrar geliyorlar, klima açık. Böyle bir öğretim üyesinin yetiştirdiği bir öğrencinin suya sahip çıkmasını nasıl beklersiniz? Tek bir öğretim üyesinden bahsetmiyorum. Bu alanda davranış tarzımızı, kültürümüzü değiştirmemiz gerekiyor. Yaptırım olduğu zaman biz çok çabuk toparlanıyoruz. Aynı emniyet kemerlerinde olduğu gibi' ifadelerini kullandı.

Su ve altyapı planlamasında turizm vurgusu

Antalya'nın yaklaşık 2 milyon 770 bin nüfusa sahip olduğunu, yılda 17 milyon turist ağırladığını belirten Özkan, su ve altyapı planlamasında yerleşik nüfusun yanı sıra turistlerin oluşturduğu ihtiyacın da dikkate alınması gerektiğini ifade etti. Turizmdeki su tüketimine dikkat çeken Özkan, yüksek tüketimin faturalara yansıtılması ve işletmelerin suyu hangi kaynaklardan temin ettiğinin incelenmesi gerektiğini söyledi. Şebekeden sağlanan suyun yanı sıra farklı yöntemlerle elde edilen suyun da denetlenmesi gerektiğini dile getiren Özkan, su borularındaki kaçakların önlenmesinin önemini vurguladı.

Tarımsal sulamada kapalı sistemlere geçilmesi gerektiğini belirten Özkan, mevcut kullanım biçiminin sürmesinin gıda güvenliğini de etkileyeceğini söyledi. Tarım ve sanayide geri kazanılmış su kullanılması gerektiğini ifade eden Özkan, bu alanlarda düzenlemelerin ve yaptırımların kısa sürede hayata geçirilmesi çağrısında bulundu.

'Suyumuza hepimizin sahip çıkması lazım'

Bireysel tüketimde tasarrufa dikkat edilmesi ve her yaş grubuna eğitim verilmesi gerektiğini belirten Özkan, turizm ve tarımdaki su kullanımının da düzenlenmesi gerektiğini kaydetti. Özkan, 'Sağlığımız risk altında. Medeniyetimiz risk altında. Teknolojimiz, tarımımız, turizmimiz risk altında. Biz eğer 10 sene sonra çocuklarımıza yeşil, sulak, turizmi güzel, tarımı güvenli, sanayisi gelişmiş bir Antalya bırakmak istiyorsak suyumuza hepimizin sahip çıkması lazım' diye konuştu.

Su enstitüsü için YÖK'e yazı gönderildi

Üniversite bünyesinde su enstitüsü kurulması için çalışmalara başladıklarını açıklayan Özkan, bu kapsamda Yükseköğretim Kuruluna (YÖK) yazı gönderdiklerini bildirdi. Enstitüde üniversite, sivil toplum kuruluşları, belediyeler ve sektör temsilcileriyle ortak akıl geliştirmeyi amaçladıklarını belirten Özkan, bu iş birliğinin etkili olacağını düşündüğünü söyledi. Özkan, üniversitenin hastane ve fakültelerinde de su tüketimini azaltmaya çalıştıklarını ifade etti.

Altın Portakal'ın 'Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması'nda jüri üyeleri belli oldu
Altın Portakal'ın 'Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması'nda jüri üyeleri belli oldu
İçeriği Görüntüle

'Antalya'da şebekeye verilen suyun yüzde 34,5'i kayıp'

Toplantıda sunum yapan Prof. Dr. Ethem Karadirek, Antalya'da nüfus artışı ve kentleşmenin su kaynakları üzerindeki baskıyı artırdığını belirtti. Paylaştığı verilere göre Türkiye'de nüfus artış hızının yaklaşık binde 5, Antalya'da ise binde 20 olduğunu söyleyen Karadirek, kentteki su kullanımını sektörler üzerinden değerlendirdi. Antalya Su ve Atıksu İdaresi (ASAT) Genel Müdürlüğünün 2025 yılı verilerini aktaran Karadirek, şebekeye verilen 396 milyon metreküp suyun yaklaşık yüzde 34,5'inin kaybedildiğini, gelir elde edilemeyen su oranının ise yaklaşık yüzde 46 olduğunu bildirdi.

Su ihtiyacı arttığında yeni kaynak arayışına girildiğini belirten Karadirek, 'Su her yetmediğinde yeni bir kaynak arayışına giriyoruz. Aslında en iyi kaynak, bugün tasarruf ettiğimiz su miktarıdır. Yeni bir kaynak aramaktan ziyade arzı artırmak yerine talebi yönetmek gerekiyor' dedi.

Borulardan kaynaklanan fiziki kayıpların yanı sıra sayaç ölçüm hataları ve izinsiz kullanımın da önlenmesi gerektiğini ifade eden Karadirek, bu alanlarda sağlanacak tasarrufun yeni bir su kaynağı olarak değerlendirilebileceğini söyledi.

'2025 yılı bizim için geleceğin bir simülasyonu oldu'

2025 yılında yaşanan kuraklığın Antalya'daki etkilerini anlatan Karadirek, Kırkgöz'de debilerin düşmesiyle buradan su alan Organize Sanayi Bölgesi'nin yeni kaynaklara ihtiyaç duyduğunu belirtti. Karadirek, aynı yıl yer altı suyuna yönelik tahsis başvurularında yüzde 136 artış yaşandığını kaydetti. Karadirek, '2025 yılı çok kurak geçti. Bu kuraklık sonucunda Kırkgöz'deki debiler düşmeye başladı. Buradaki debi düşüşü dolayısıyla sanayi yeni bir kaynağa ihtiyaç duydu. Dolayısıyla 2025 yılı bizim için geleceğin bir simülasyonu oldu. Bununla maalesef ileride tekrar karşılaşacağız' ifadelerini kullandı.

Devlet Su İşleri (DSİ) verilerine de değinen Karadirek, sanayiye yer altı ve yüzeysel su kaynaklarından toplam 35 milyon metreküp tahsis yapılmasına karşılık, 2021-2024 döneminde yıllık kullanımın 93 milyon ile 146 milyon metreküp arasında değiştiğini aktardı. Aradaki farkın şebeke suyu ve kaçak kuyulardan karşılandığını söyleyen Karadirek, kaçak kuyuların yer altı suyunun yönetiminde önemli bir sorun oluşturduğunu belirtti.

'Sanayide 5,5 milyon metreküp su yeniden kullanılabilir'

Organize Sanayi Bölgesi'ne yıllık 9,5 milyon metreküp su tahsis edildiğini, yıllık kullanımın ise 8 milyon metreküp olduğunu belirten Karadirek, bunun 5,5 milyon metreküpünün atık su olarak arıtıldıktan sonra ASAT'ın kanalizasyon sistemine verildiğini ve yeniden arıtıldığını anlattı. Bu suyun tekrar kullanılabileceğini vurgulayan Karadirek, sanayide yalnızca oluşan atık suyun arıtılıp alıcı ortama verilmesine dayanan yaklaşımın değişmesi gerektiğini söyledi. Bir işletmenin atığının başka bir işletmenin üretim girdisi olarak değerlendirilebileceğini belirten Karadirek, 'Benim atık su dediğim, başka bir sanayinin girdisi olarak kullanılabilir. Buna endüstriyel simbiyoz diyoruz. Dolayısıyla benim atığım, başka birisinin ham maddesi. Bunun değerlendirilmesi gerekiyor' diye konuştu.

'Tatil köylerinde kişi başı su kullanımı bin litreyi aşıyor'

Turizmin Antalya için önemli bir ekonomik kaynak olduğunu, aynı zamanda su kaynakları üzerinde baskı oluşturduğunu ifade eden Karadirek, 5 yıldızlı otellerde geceleme başına su kullanımının 400 ile 800 litre arasında değiştiğini söyledi. Karadirek, 5 yıldızlı tatil köylerinde ise geceleme başına kişi başı su kullanımının bin litrenin üzerine çıktığını belirtti. Antalya'nın yatak kapasitesiyle birlikte değerlendirildiğinde bu tüketimin su kaynakları üzerinde ciddi bir baskı oluşturduğunu dile getiren Karadirek, kamu kurumları, üniversiteler, yerel yönetimler, finansman kuruluşları, turizm birlikleri ve basının sürdürülebilirliğe yönelik çalışmalara katkı sunması gerektiğini kaydetti.

Tarımsal sulamada açık kanal kayıplarına dikkat çekti

Türkiye'de kullanılan suyun yüzde 70'inden fazlasının tarıma ayrıldığını belirten Karadirek, Antalya'da turizm ve nüfusun su talebi nedeniyle tarımın payının bu orana ulaşmadığını, ancak tarımsal tüketimin yine de önemli bir yer tuttuğunu söyledi. Tarımda kullanılan suyun yüzde 67'sinin açık kanallarla taşındığını ifade eden Karadirek, bu yöntemde buharlaşma kayıplarının yüksek olduğunu belirtti. Basınçlı sulama sistemlerine tamamen geçilemediğini ve vahşi sulama yöntemlerinin kullanılmaya devam edildiğini kaydeden Karadirek, gelecek nesillere su kaynaklarının aktarılabilmesi için tarımsal su verimliliğinin artırılması gerektiğini vurguladı.

Dağıtım kayıplarını azaltmak için kapalı boru sistemlerine, sulamada ise basınçlı sistemlere geçilmesini öneren Karadirek, ürün deseninin havzanın su potansiyeline göre belirlenmesi gerektiğini söyledi.

'Eskiden 40 günde yağan yağmur artık 4 günde ya da 4 saatte yağmaya başladı'

Antalya'ya ilişkin iyimser ve kötümser iklim senaryolarını paylaşan Karadirek, her iki senaryoda da ortalama sıcaklıkların arttığını belirtti. Sıcaklık artışının yalnızca termometredeki değerle değerlendirilmemesi gerektiğini söyleyen Karadirek, yüksek sıcaklıklara maruz kalınan sürenin de değişeceğini ifade etti. Yağış rejimindeki değişimin su kaynaklarının beslenmesini etkilediğini anlatan Karadirek, 'Eskiden 40 günde yağan yağmur artık 4 günde ya da 4 saatte yağmaya başladı. Dolayısıyla yer altı suyu ve yüzeysel su kaynakları beslenemiyor. Sel rejiminde akışa geçiyor. Bunu kaybediyoruz' diye konuştu.

Deniz suyu sıcaklığı ve biyoçeşitlilik

Deniz suyu sıcaklıklarındaki artışa da değinen Karadirek, Akdeniz'de 1970-2024 dönemi ortalaması 21,5 derece olan deniz suyu sıcaklığının, 2024 yılında ortalama 22,3 dereceye ulaştığını aktardı. Karadirek, 1980'lerden bu yana yüzeydeki toplam ısınmanın son 5 yıl ortalamasına göre 1,4 derece olduğunu söyledi. Akdeniz'in 17 binden fazla deniz türüne ev sahipliği yaptığını belirten Karadirek, sıcaklık artışının denizel ortamda olumsuz değişikliklere neden olduğunu ifade etti. Karadirek, iklim değişikliğinin hem karasal hem de sucul biyoçeşitlilik üzerinde etkileri bulunduğunu kaydetti.

Türkiye'nin yıllık kullanılabilir su miktarının 112 milyar metreküp olduğunu belirten Karadirek, kişi başına düşen yıllık miktarın yaklaşık bin 300 metreküp seviyesinde bulunduğunu söyledi. Falkenmark indeksine göre kişi başına yıllık kullanılabilir su miktarı bin ile bin 700 metreküp arasında olan ülkelerin su stresi yaşadığını anlatan Karadirek, Türkiye'nin de bu grupta yer aldığını ifade etti. 2050 yılında ortalama sıcaklığın 2,5 derece artmasının, kullanılabilir su miktarının ise 100 milyar metreküpe düşmesinin öngörüldüğünü belirten Karadirek, 2100 yılına gelindiğinde dünya genelinde iklim değişikliği nedeniyle bugünkü su miktarının yaklaşık 30 milyar metreküpünün kaybedileceğini söyledi.

Tarım, içme suyu ve sanayide verimliliği esas alan bir yönetime geçilmesi gerektiğini vurgulayan Karadirek, 'Artık günümüzde arzı artırmak yerine içerideki talebi yöneterek, en iyi kaynağın tasarruf ettiğimiz su olduğu düşüncesiyle hareket etmemiz gerekiyor' dedi.

Kaynak: İHA